29 Temmuz 2019 Pazartesi

Cenab-ı Hak : "Benim halilimin kalbinde benden başkasının sevgisi yoktur buyurdu. İsterseniz gidiniz imtihan ediniz."

Hasan Bozkurt ---- Hz. İbrahim as.ın Aradan seneler geçmesine rağmen, evlâdı olmamıştı. Evlat arzusu içinde olduğu bir sırada, Melek'ler Hz. Allah'a "Yarabbi Halil'in İbrahimin kendisi var malı var hanımı var bu kadar meşkuliyyetin içinde sana nasıl halil oldu?" diye sorar. Cenab-ı Hak'da " Ben kulumun suretine ve malına bakmam kalbine ve ameline bakarım. Benim halilimin kalbinde benden başkasının sevgisi yoktur buyurdu. İsterseniz gidiniz imtihan ediniz." Cebrail (a.s.) insan suretinde geldi, o zaman İbrahim (a.s.) min on iki bin çoban ve av köpeği vardı hepsinin boynundaki tasmalar altın ve gümüşdendi. Artık ne kadar sürüsünün oldugunu siz düsününüz. İbrahim (a.s.) Şöyle yüksek bir yere çıkmış koyunlarını gözetliyordu. Cebrail (a.s.) selam verdi İbrahim (a.s.) selamı aldıkdan sonra Cebrail (a.s.) "Bunlar kimin?" diye sordu. İbrahim (a.s). "Hazreti Allah'ındır amma benim elimde emanettir" dedi. Cebrail (a.s) "Bunlardan bir tane bana verirmisin?" dedi. İbrahim (a.s.) "Hz Allah' ı bir defa zikir et, üçde birini al buyurdu." Melek (Subbuhun guddusun Rabbuna ve Rabbul melâiketi verruhu) diye zikre başladı. Üçde birini aldı, İbrahim (a.s) "Bir daha zikir et üçde birinide al" dedi Melek tekrar zikir etti geri kalan üçde birinide aldı . İbrahim (a.s.) "Bir daha zikir et hepsini al" buyurdu. Melek bir daha zikir etti hepsini aldı. İbrahım (a.s.) "Bir daha zikir et bende senin kölen olayım" buyurdu. Cenab-ı hak "Ey Cebrail Halil'imi nasıl bulduna dedi. Cebrail (a.s): "Yarabbi ne güzel kul ne güzel halil imiş" dedi. İbrahim (a.s.) çobanlari çagırdı "sürüyü bu müsafirin arkasından sürünüz artık bu mal benim değil sizler dahil hepiniz bunun misafirisiniz, malısınız" buyurunca Cebrail (a.s.) kendisinin melek oldugunu açiğa çikardı "Ben meleğim bana lazım değil imtihan için geldim" dedi. İbrahim (a.s.) ‘Ben Hz. Allah'in halil'iyim verdiğim malı geri almam' deyince Cenab-ı hak vahi ederek "Ya İbrahim onlari al, Allah yolunda infak yap ve vakif eyle" dedi ve İbrahim (a.s) da hepsini vakif etti..........ihya forum.

İbrahim Aleyhisselâm koçu alıp getirmesi için oğlunu gönderdi. Koç kaçtı. Hazreti İsmail takip etti, “birinci cemre” denilen yere kadar çıktı. İsmail (a.s.) yedi adet taş attı ve oradan çevirdi. Koç “ikinci cemre” ye geldi. Orada da yedi taş attı ve çıkardı. Hazreti İbrahim koçu tuttu ve kesti. Koçun kaçmasının faydası, kurban kesim yerinin izhar edilmesi idi. Bu da Mina mevki idi. Taşların atılması sünnet, teşrik tekbiri vacip olarak kaldı.

--------- Hz. İbrâhim’in yanına gelerek sorarlar “Yâ İbrâhîm! Hz. Allah sana bu kadar nimetler ihsan etmişken, sen bu nimetleri Hz.Allahın yolunda hiç düşünmeden harcıyorsun. Kalbine hiç bir şey gelmiyormu?" diye sormalari üzerine verdigi Cevap düşündürücüdür: “Değil malımı fedâ etmek, bana sâlih bir evlat verse, onu bile yolunda fedâ edebilirim.” İşte bu söz kayda geçmiş idi. İşte bu söz kayda geçince aşağıdaki Ayet-i Celile'nin tefsiri vakı oldu. Vakta ki İbrahim (a.s.) Allah’ü Teâlâ’dan kendisine salih bir evlat vermesini istedi. Cebrail (a.s.) geldi ve bir oğlan çocuğu olacağını müjdeledi. İbrahim (a.s.) da aşırı sevincinden, onu, Allah rızası için kurban edeceğini nezretti. Sonra İsmail (a.s.) dünyaya geldi. Yedi veya on üç yaşına geldiğinde Halil-İbrahim (a.s.) Celil olan Rabbinin emriyle Hazreti İsmail’in de yardımı ile Kabe-i Muazzama'yı bina etti. Kabe’nin inşaası bitince Beyt-i Şerif-i haccetti. Hac vazifelerini bitirdikten sonra Zilhiccenin sekizinci gecesi rüyasında: “Rabbin sana şu çocuğu kurban etmeni emrediyor” denildiğini gördü. Sabahleyin tefekkür etti. “Allah’tan mı, yoksa şeytandan mı? diye iyiden iyiye düşündü. Bu güne “Tevriye günü” denildi. Sabahleyin koyunlarının en iyilerinden yüz tane seçti ve onları kurban etti. Bir ateş geldi, onları yok etti. İbrahim (a.s.) da bunların kafi olduğunu zannetti. İkinci gece (dokuzuncu gece) aynı rüyayı tekrar gördü. Bunun Allah’tan olduğunu anladı. Onun için dokuzuncu güne “Arefe” adı verildi. Bu sefer develerinden yüz tanesini seçti ve onları da kurban etti. Üçüncü gece (kurban bayramı gecesi) tekrar aynı rüyayı gördü ve;“İlâhi, benim kurbanım nedir?” dedi. Cenab-ı Hak “Sevgide bana ortak ettiğin oğlundur,” buyurdu. İbrahim (a.s.) istiğfar ederek uyandı. Oğlunu kesmeye karar verdi. Zilhiccenin onuncu günü olan bu gün “Nahr” kurban kesme günü diye isimlendirildi.
Hazreti İbrahim oğluna şefkat eder vaziyette İsmail (a.s.) ’ın annesi Hacer validemizin yanına geldi, Hacer vâlidemizi çağırdı. Oğlu Hz. İsmâil’i hazırlamasını söyledi. Başını yıka, koku ve yağ sür, en güzel elbiselerini giydir. Onunla koyun gütmeye gitmek istiyorum.” Hacer vâlidemiz, Hz. İsmâil’i giydirip, süsledi. Baba oğul, beraberce Minâ istikâmetine doğru yola koyuldular. Fakat nereye gidildiğini, ne evlat ne de annesi biliyordu. İbrahim (a.s.) yola çıkarken yanına ip ve bıçak aldı. Kesilecek yere yöneldiklerinde Şeytan İbrahim (a.s.) ’ın yanına geldi. Gönlüne fitne ve fesat sokmak istiyordu. Dedi ki Yâ İbrâhîm! Böyle bir evlâdı nasıl kesersin? Hiç baba evlâdını kesebilir mi? Bu işte acele etme. Belki Allah bu kesim işinden sizi muaf tutar. Çocuğun boyunu, endamını, sîret ve suretinin güzelliğini görmüyormusun dedi. Hz. İbrâhim, şeytanın sözüne kulak bile vermedi, hiç tereddüt etmeyerek, yerden aldığı taşla şeytânı defetti.” İbrahim Aleyhisselâm:“Bu bana Rabbimin emridir. Bu hayırlı bir iştir. Hayırlı iş geciktirilmez,” dedi. Hazreti İbrahim’den ümidini kesen Şeytan,
Melun, bundan sonra Hacer validemizin yanına geldi. Çeşitli şekillerde gönlüne vesvese vermek istedi kandırmaya çalıştı. Onu aldatmaya da muvaffak olamadı. Hayret içinde kaldı ve perişan oldu.Fakat Hâcer vâlidemiz verdiği cevabla, teslimiyetin zirvesine varıyordu: “Eğer Allah'tan böyle bir emir gelmişse, ben de bir anne olarak, bu emre teslim olup, boynumu büküyorum.” Cünkü o bir peygamberdir peygamber yanlış yapmaz dedi. Yerden aldığı taşla şeytânı defetti.
Şeytan vazgeçmiyordu. Bu defa Hz. İsmâil’in yanına gelip Sen sevinip duruyorsun. Ama babanın yanında bıçak var.“Baban seni nereye götürüyor, biliyor musun? Rabbinin emrettiği zannıyla seni kesmek istiyor.” diyerek onu korkutmağa çalıştı. İsmail (a.s.) şeytana şöyle cevap verdi O benim babamdır. O bir Peygamberdir. Eğer bu emri Allah’tan almışsa, emri muhakkak yerine getirmesi lâzımdır. “Peygamberlerin vahyinde yalan olmaz. Eğer böyle yapmak isterse dinler ve itaat ederim.” Şeytan başka sözler de söylemek istediğinde İsmail (a.s.) eline taş aldı ve ona attı. Sol gözünü kör etti. Şeytan Aleyhillane eli boş ve üzüntülü olarak oradan kaçtı.
Onun içindir ki Hazreti Allah, şeytanı kovmak için taşları atmayı (hacılara şeytan taşlamayı) vacib kıldı. Sonunda baba oğul işâret olunan Mina’daki kesim yerine ulaştılar. Ulaşmasına ulaştılar ama bundan sonrası çok mühim. Hz. İbrâhîm, oğluna nasıl söyleyecekti. Nasıl anlatacaktı. Acaba sözüne nasıl bir cevab verirdi. Bütün mesele buradaydı. Sonunda İbrahim (a.s.) oğlunu imtihan için şöyle dedi: “Oğulcağızım! Rüyada seni kesiyor ( Kurban diyor ) görüyorum. Sen buna ne dersin, nasıl bir reyde bulunursun?” İsmail Aleyhisselâm kıyâmete, kadar gelecek ve insanlığa ibret olacak şu sözleri söyledi “Ey babacığım. Sana Alllah (cc) den ne emr olunmuşsa, onu derhal yerine getir. İnşâAllah beni sabredenlerden bulacaksın.” dedi. Artık baba, oğul Allah’ın hükmünü yerine getirmeye hazırlanmıştı. Bu esnâda Hz. İsmâil (a.s.) “Babacığım, birkaç ricâm var. Yerine getirmeni istiyorum. Babacıgım ellerimi bagla hareket eder, belki sana eziyet ederim. Yüzümü yere çevir, belki yüzüme bakarsında merhamet edersin. Gömleğimi anneme götür ona hatıra olsun. Beni hatırlasın. Anneme selâm söyle. Allahin emrine sabir etsin. ve “Allah’ın emrine sabret” de.” Beni nasıl kesdiğini ve ellerimi bagladığını söyleme. Ellerinden öptüğümü ilet. Küçük çocukların arasına girmesin. Olur ki, onlara bakıp, beni hatırlar da, Allah’a isyan edebilir. Sonra kesilmek üzere yatırılan koyun gibi, oğlunu sağ yanı üzerine yatırdı. Ellerini bağladı. Hazreti İsmail kendi kendine düşündü. Dedi ki “Ey babacığım, El ve ayaklarımı çöz babacığım. Beni görüyor, melekleri görüyor. Ne isyankâr çocukmuş, babası, bağlamak zorunda kaldı, demesinler. Ta ki Allâh’ü Teâlâ’nın emrini zorla yaptığımı zannedilmesin. Bıçağı da boğazımın üzerine süratle çekmek için koy ki, melekler Allah’ın emrine itaatkar olduğumu bilsin.”
Hazreti İsmail elleri ve ayaklarını bağlanmamış vaziyette uzatıverdi. Yüzünü de yere doğru çevirdi. İbrahim (a.s.) bıçağı onun boğazına koydu ve bütün kuvvetiyle çekti. O anda Hazreti Allah meleklerin gözlerinden perdeyi kaldırdı. Bir de ne görsünler, İbrahim Aleyhisselâm oğlu İsmail (a.s.)'ı kurban ediyor. Bu manzarayı görünce hemen secdeye vardılar. Allâh’ü Teâlâ meleklere buyurdu ki “Dostum İbrahim’e bakın, benim rızamı kazanmak ve emrimi yerine getirmek için oğlunun boynuna bıçağı nasıl sürüyor? Halbuki siz “Yeryüzünde fesat çıkaracak, kan dökecek bir kavim mi yaratacaksın? Halbuki biz sana hamd etmek suretiyle tesbih ve takdis ediyoruz,” demiştiniz. Rivayete göre; Hazreti İbrahim bıçağı her çekişinde bıçak tersine, sırtı üstüne döndü ve Allah’ın izniyle kesmedi. İsmail Aleyhisselâm şöyle haykırdı.
“Babacığım! Bana olan sevginin şiddetinden dolayı, korktuğum başına geldi. Elinin kuvveti gitti, kesmeye gücün yetmiyor. Babacığım, bıçağını tekrar bile.” Hazreti İbrahim kayaya dayandı. Bıçağını tekrar biledi. Bıçak sanki bir ateş parçası gibi oldu. Sonra tekrar sürdü. Allah’ın izniyle yine kesmedi. Oğlu “Sana ne oluyor da tembel davranıyorsun?” dedi. Bunun üzerine İbrahim (a.s.) öfkelendi, gadablandı ve bıçağı yandaki taşa vurduda taş ikiye ayrıldı, iki parçaya ayrildi İbrahim (a.s.) dediki “Ey bıçak çok acaib bir iş yaptın. Taşı kesiyorsunda eti neden kesmiyorsun” dedi. Bıçak onun öfkesinden koktu. Allâh’ü Teâlâ’nın kudretiyle konuşmaya başladı ve şöyle dedi “Ya İbrahim! Sen “kes” diyorsun, alemlerin İlâhı ise “kesme” diyor. Hanginize itaat edecegim. Yoksa kesibde rabbima itaatsizlikmi yapayım’ dedi.” Kendisine şöyle nida edildi. “Ey İbrahim! Gerçekten sen rüyana sadakat gösterdin.” O anda Allâh’ü Teâlâ Cebrail (a.s.) ’a şöyle emretti. “Cennete gir, boynuzlu, alaca bir koç al, İbrahim’e götür ve benim tarafımdan ona de ki “Oğlunu sana hibe ettim. Oğlunun yerine şu dağdan inip gelen koçu kurban et.” Cebrail (a.s.) Cennete girip de koçun boynundan tutuğu vakit bunu görenler İsmail (a.s.) ’ın Rabbi yanındaki kerametine, kadrü kıymetine hayret ettiler. Bunun üzerine Hazreti Allah şöyle buyurdu
“İzzetim ve celalim hakkı için, bütün melekler boyunlarını İsmail’e fidye olarak koysalardı yine de onun “babacığım, sana ne emredildiyse yap, inşallah beni sabredenlerden bulacaksın” sözüne mükafat olamazdı.” İşte bu Kurbandaki en büyük keramet olsa gerek. Cebrail (a.s.) dünya semasına geldiğinde Hazreti İbrahim’i, oğlunu kesmek için aceleyle bıçağı boynuna çekerken gördü. "Allahü Ekber Allahü Ekber"” diye tekbir aldı. İbrahim Aleyhisselâm da başını dağa doğru kaldırdığı zaman Mina’ya yakın olan dağdan boynuzlu, alaca bir koçun aşağı doğru yavaş yavaş indiğini gördü. Bunun Allah’tan bir müjde olduğunu anladı ve “Lâ İlâhe illallâhü vallâhü ekber” dedi. Hamd ve şükür makamında bulunan Nurlu çocuk İsmail (a.s.) da ağlaarak “Allâh’ü Ekber ve lillâhil hamd” diye hamd etti. Cebrail (a.s.) Hazreti İbrahim’e “Şu kurbanlık, oğlun için bir fidyedir, onu değil, bunu kes,” dedi. İbrahim Aleyhisselâm koçu alıp getirmesi için oğlunu gönderdi. Koç kaçtı. Hazreti İsmail takip etti, “birinci cemre” denilen yere kadar çıktı. İsmail (a.s.) yedi adet taş attı ve oradan çevirdi. Koç “ikinci cemre” ye geldi. Orada da yedi taş attı ve çıkardı. Hazreti İbrahim koçu tuttu ve kesti. Koçun kaçmasının faydası, kurban kesim yerinin izhar edilmesi idi. Bu da Mina mevki idi. Taşların atılması sünnet, teşrik tekbiri vacip olarak kaldı................ihyaforum.

KS : Kurban bayramında umumi af tecelli eder. Kurbanda çoluk çocuk ve fukara için umumi bir menfaat vardır.

Hasan Bozkurt ---------- Silsile-i Sadat'tan Ebu'l Faruk Hazretleri mübarek sözlerinde : “Kurban kesmek gadab-ı ilâhîyi söndürür, Rızâ-i ilâhîyi celbeder. Kurban çok kesilen bir memlekette harb olmaz. Eğer bir insan hali vakti yerinde olup da kurban kesmezse, Hz Allah(cc) kurbandan akacak kanı onun ya kendinden veya çoluk-çocuğundan akıtır diye devam eden sözü manidardır. Kurban bayramında umumi af tecelli eder. Kurbanda çoluk çocuk ve fukara için umumi bir menfaat vardır.

YASİN suresinin Fazileti ! .YASİN’i okuyunuz. Onda on bereket vardır: 1- Aç, okursa doyar, 2- Çıplak, okursa giyinir, 3- Bekar, okursa evlenir, 4- Korkusu olan, okursa emin olur, : 5- Mahzun, okursa ferahlar, 6- Misafir okursa seferde yardım görür, 7- Kayıp (için okunursa) bulunur, 8- Hasta okursa (veya hastaya okunursa) şifa bulur, 9- Ölü üzerine okunursa azabı hafifler, 10- Susayan okursa suya kavuşur. (Ramuz 79/4) Her kim anne ve babasının veya bunlardan biri nin kabrini her Cuma ziyaret eder ve yanlarında YASİN okursa, her harfinin sayısınca ona mağrifet olunur. (Hak dini Kur’an dili) . YASİN-i ŞERİF’i gece okuyan, Yedi hatim sevabına nail olur.

Kurban kesildikten sonra iki rekat şükür namazı kılınır zammı süre olarak birinci rakatte İnna A'tayna, ikinci rekatte "Kul hüvellahu ehad" sureleri okunur.namazdan sonra bütün ümmeti muhamedin kurbanlarının kabul olunması ve günahlarının afvolunması dua yapılır.
Görüntünün olası içeriği: açık hava ve doğa

YASİN-i ŞERİF’i gece okuyana, 20 hac sevabı verilir. (Künüzü’d Dekaik) YASİN’i Her gece okuyan, şehid olarak ölür(Elmanevi) Hz. İsa’yı (aleyhisselâm) inkâr eder, yani ahir zamanda yeryüzüne ineceğine inanmayan kâfir olur.

Hasan Bozkurt ------- Hz. İsa’yı (aleyhisselâm) inkâr eder, yani ahir zamanda yeryüzüne ineceğine inanmayan kâfir olur. Aşağıda açıklamaya çalışacağız ki, bu husus ayetle sabittir.Cenab-ı Mevla-yi zû’l-Celâl ve'l-Kemâl hazretleri şöyle buyuruyor: “Kalblerinin mühürlenmesinin diğer bir sebebi de (İsa'yı) inkâr etmeleri ve Meryem'e büyük bir iftirada bulunmalarıdır. Bir de ‘Biz Allah'ın peygamberi Meryem oğlu İsa Mesih'i öldürdük’ demeleridir. Oysa onu ne öldürdüler, ne de astılar. Fakat öldürdükleri kimse, onlara İsa gibi gösterildi. Onun hakkında anlaşmazlığa düşenler, ondan yana tam bir kuşku içindedirler. O hususta bir bilgileri yoktur. Sadece zanna uyuyorlar. Onu kesinlikle öldürmediler. Fakat Allah onu kendisine yükseltmiştir. Allah, azîz (daima üstün)dir, hikmet sahibidir.”[Nisa suresi, 156-158] ..Bu ayetleri takip eden 159’uncu ayette ise şöyle buyrulmaktadır: “Andolsun, Kitap ehlinden hiçbir kimse yoktur ki, ölmeden önce ona (İsa'ya) iman etmiş olmasın. Kıyamet gününde o, onlara şahitlik edecektir.”[Nisa suresi, 159] ..Demek ki; İsa aleyhisselam yeryüzüne indikten sonra, efrâd-ı ümmetten bir ferd olarak İslâm’a hizmet edecek… Ve ölmeden önce ona inanmayan kimse kalmayacak Ehl-i kitaptan... O da onlara ahirette şahitlik edecek.

Önemli----- Silsile-i Sadat'tan Ebu'l Faruk Hazretleri mübarek sözlerinde : “Kurban kesmek gadab-ı ilâhîyi söndürür, Rızâ-i ilâhîyi celbeder. Kurban çok kesilen bir memlekette harb olmaz. Eğer bir insan hali vakti yerinde olup da kurban kesmezse, Hz Allah(cc) kurbandan akacak kanı onun ya kendinden veya çoluk-çocuğundan akıtır diye devam eden sözü manidardır. Kurban bayramında umumi af tecelli eder. Kurbanda çoluk çocuk ve fukara için umumi bir menfaat vardır. Alıntı,H bozkurt.

----Her işittigini aklında tutmak isteyen kimse, her gün 24 kere aşağıdaki duayı okur ve buna 40 gün devam ederse, hâfızası son derece kuvvetlenir. Bu duayı bilhassa derslerinde cok başarılı olmak isteyen öğrenciler okurlarsa, Biiznillah Teala çok faydasını görürler.
يَا حَىُّ يَا قَيُّومُ فَلاَ يَفُوتُ شَيْءٌ مِنْ عِلْمِهِ وَلاَ يَؤُدُهُ
Ya Hayyü Ya Kayyûm Felâ Yefûtü Şey´ün Min İlmihî Velâ Yeûdüh.
YASİN-İ ŞERİF’i gece okuyan, Yedi hatim sevabına nail olur

HZ HATİCE VALİDEMİZ SOY, MAL VE GÜZELLİK BAKIMINDAN KUREYŞ'İN EN İLERİ GELEN KADINIYDI.
Peygamberimizin hz. Hatice ile Evlenmesi
Hz. Hatice, Kâinatın Efendisini çocukluğundan beri tanıyordu. Ticaretmallarının başında Şam’a göndermesi ise, onu daha da yakından tanımasına vesile olmuştu.
Dul olan Hz. Hatice o sırada, Kureyş kadınları arasında soy sop, şeref ve zenginlik bakımından en üstün mevkiye sahip bulunuyordu. Aynı zamanda, Cenab-ı Hak, Cemîl ismiyle, pek az kadına nasip olacak bir güzelliği de kendisine ihsan etmişti.
O âna kadar, kabilesinden birçok kimse evlenmek için kapısını çalmış ise de, o bunların hiçbirini kabul etmemişti.[1]Adeta, evlenmeyi düşünmüyor gibiydi.
Ne var ki kader şimdi karşısına bambaşka bir şahsiyet çıkarmıştı: Ruhundaki güzellikler yüzüne aksetmiş, gönlündeki sevgi simasında tebessüme kalbolmuş, zihnindeki derin düşünce dışarıya ciddiyet ve samimiyet şeklinde tezahür etmiş müstesna bir insan...
Daha önce bütün Kureyş büyüklerinin evlenme teklifini reddeden ve adeta evlenmek fikrini zihninden atmış bulunan Hz. Hatice, bu eşsiz insanla daha yakından tanışınca, bu fikrinden vazgeçti.
İlâhî kader, bu iki insanın kalbini birbirine ısındırmayı takdir etmişti. Her şeye rağmen Kureyş’in ileri gelenleri ve zenginleri, kaderin çizmiş olduğu bu programı bozamamışlardı.
Hz. Hatice’den Gelen Teklif
Evlenme teklifi, bizzat Hz. Hatice’den geldi. İffeti ve namusunu koruması sebebiyle Câhiliyye devrinde bile tertemiz kadın manasına gelen “Tâhire” lakabıyla anılan Hz. Hatice’den...
Teklifi getiren, Hz. Hatice’nin yakın arkadaşı Münye kızı Nefîse ile Peygamberimiz arasında şu konuşma geçti:
“Ey Muhammed! Seni hangi şey evlenmekten alıkoyuyor?”
“Elimde evlenecek kadar para yok!”
“Eğer bu temin edilse ve sen, mala, güzelliğe, şeref ve denkliğe çağrılsan icabet eder misin?”
“Kimdir bu?”
“Hüveylid’in kızı Hatice...”
“Ama, bu nasıl olabilir?”
“Orasını ben bilirim!”
“O halde, dilediğini yaparım.”[2]
Nefise, sevinç içinde, Kâinatın Efendisiyle konuştuklarını, gelip Hz. Hatice’ye iletti.
Hz. Hatice’nin sonsuz memnuniyeti, yüzündeki tebessümlerden okunuyordu. Nefise’yle birlikte sevinç ve memnuniyetlerini yaşadıktan sonra, Peygamberimize, “Ey amcam oğlu! Sen, benim akrabam olduğun,[3]kavmin içinde şerefli, güvenilir kimse, güzel huylu, doğru sözlü bulunduğun için seninle evlenmeyi arzu ediyorum” diye haber gönderdi.[4]
Teklifi alan Efendimiz, durumu amcası Ebû Tâlib’e bildirdi.
Ebû Tâlib, teklifi tahkik etti. Hz. Hatice’nin böyle bir evliliği arzu ettiğini, bizzat kendisinden öğrendi.
Düğün Merasimi
Düğün merasiminin tarihi, bizzat Hz. Hatice tarafından tespit edildi. Merasim de onun evinde yapılacaktı.
Tespit edilen tarihte, Resûl-i Ekrem Efendimiz, amcaları, halaları ve Hâşimoğullarının ileri gelenlerinden bazılarıyla birlikte Hz. Hatice’nin evine geldi.
Güzel bir düğün merasimi için gereken her şey, bizzat Hz. Hatice tarafından temin edilmişti. Koyunlar kesilmiş, yemekler hazırlanmıştı.
Yemekler yendikten sonra, âdet olduğu üzere sıra, iki taraf büyüklerinin konuşmasına geldi. Hz. Hatice’nin babası, Ficar Harbi’nde ölmüştü. Bu sebeple onu temsilen merasime, amcası Amr b. Esed katılmıştı.
Geleneğe göre, ilk konuşmayı yapmak üzere Ebû Tâlib ayağa kalktı ve şöyle dedi:
“Allah’a hamdolsun ki bizi, İbrahim’in zürriyetinden, İsmail’in sulbünden, Maad’ın mâdeninden, Mudar’ın aslından vücuda getirdi. Bundan sonra, asıl maksada gelir ve derim ki:
“Kardeşimin oğlu Muhammed b. Abdullah; ki akrabanız olduğu malûmunuzdur. Onunla Kureyş’ten hiçbir genç tartılamaz, ölçülemez! Bu, şeref ve asâletçe, akıl ve faziletçe onların hepsinden üstün gelir!
“Gerçi, malı azdır. Fakat mal dediğin nedir ki? Geçici bir gölge, bir perde, alınır verilir iğreti bir şey!
“Allah’a yemin ederim ki bundan sonra onun mertebesi daha da büyüyecek, daha da yükselecektir!
“Şimdi o sizden, kızınız Hatice’yi zevceliğe istemekte, muaccel ve müeccel mehir olarak da yirmi erkek deve vermeyi taahhüd etmektedir.”
Ebû Tâlib konuşmasını bitirince de, Hz. Hatice’nin amcasının oğlu Varaka b. Nevfel ayağa kalktı ve şöyle konuştu:
“Allah’a hamdolsun ki bizi de, anlattığın gibi yarattı; saydıklarından daha fazlasıyla bize üstünlük verdi. Biz de sizinle hısımlık kurmak ve şereflenmek istiyoruz!
“Ey Kureyş topluluğu! Şahit olunuz ki ben, Huveylid’in kızı Hatice’yi, şu kadar mehirle Muhammed b. Abdullah’la evlendirdim!”
Varaka b. Nevfel konuşmasını bitirdikten sonra, Ebû Tâlib, Hz. Hatice’nin amcası Amr b. Esed’in de muvafakatını istedi. Amr da ayağa kalkarak, “Ey Kureyş topluluğu! Şahit olunuz ki ben de Muhammed b. Abdullah’a Hüveylid’in kızı Hatice’yi nikâladım!” diye konuştu.
Böylece, Kâinatın Serveri Efendimiz ile Kureyş kadınlarının, neseb, şeref ve zenginlik bakımından en üstünü bulunan Hüveylid’in kızı Hz. Hatice-i Kübra zevc-zevce ilan edilmiş oldular. O sırada Resûl-i Ekrem Efendimiz yirmi beş, Hz. Hatice ise kırk yaşlarında bulunuyordu. Evlilikleri Milâdî tarihle 595 yılına rastlıyordu. Yani, Efendimizin nübüvvetinden on beş yıl önce...
Bundan sonra Resûl-i Ekrem Efendimiz, muhterem zevcesini alarak Ebû Tâlib’in evine geldi. Burada velime, yani düğün cemiyeti yaptı; iki deve kestirerek halka yemek ziyafeti verdi.
Ebû Tâlib de, bu mesut hadisenin hatırı için develer kestirdi ve halka yemekler yedirdi. Sonra da, Peygamberimizle âilesini evine davet etti.
Onları karşılamaya çıktığında, sevinç gözyaşları arasında Allah’a hamdediyordu: “Hamdolsun Allah’a ki bizden bütün üzüntüleri yok etti!”
Efendimiz ile ona ilk hanım olma şerefini kazanmış bulunan Hz. Hatice, Ebû Tâlib’in evinde ancak birkaç gün kaldılar. Sonra tekrar Hz. Hatice’nin evine döndüler. Artık mesut hayatlarını burada geçireceklerdi.
Kâinatın Efendisi Peygamberimiz, kendisine “Hatice-i Kübra” dediği bu asil ve tâhire kadın hayatta olduğu müddetçe başka bir kadınla evlenmedi.[5]Her türlü teselliyi ve en parlak saadeti bu huzurlu evinde buldu.
Peygamber Efendimize, babasından miras olarak pek bir şey kalmamıştı. Uzun zamandır himâyesinde bulunduğu Ebû Tâlib ise, fakir ve zaruret içinde idi. Bu bakımdan, Hz. Hatice’yle evleninceye kadar bin bir meşakkat ve zahmet içinde hayat sürmüştü.
Hz. Hatice’yle evlendikten sonra, onun servetini ticarette kullandı ve bir derece genişliğe kavuştu. Fakat zevcesi bol servet sahibi iken o yine israfa, gösteriş ve lükse kaçmadı. Eski mütevazı ve sâde hayatına yakın bir yaşayışı devam ettirdi. Üstelik, dünya malına da kalbinde yer vermiyordu. Onun o yüce ruhunu bambaşka ulvî ve kutsî duygular istilâ etmişti. Dünya ve içindekilerin muhabbeti, o ulvî duyguları söküp atmaya hiçbir zaman muktedir olamıyordu.
Daha sonra, Hz. Hatice-i Kübra’dan, Resûl-i Ekrem Efendimizin sırasıyla Kàsım, Zeyneb, Rukiyye, Fâtıma, Ümmü Gülsüm, Abdullah adında altı çocuğu oldu. Oğlu Abdullah, Tayyib ve Tâhir isimleriyle de anılırdı.[6]
Bu mesut aile yuvasında Kâinatın Efendisi ile Hz. Hatice, en ulvî duygularla birbiriyle kaynaşmışlardı. Âlî yuvasında hâkim olan, karşılıklı emniyet, samimi hürmet ve muhabbet idi. Hz. Hatice, Kâinatın Efendisi kocasından on beş yaş büyük olmasına rağmen, yüce şahsiyetinden dolayı kendilerine karşı son derece nâzik, duygulu ve itinalı davranıyordu. Peygamber Efendimizin şerefli hanımına karşı muhabbeti de fazlaydı. Öyle ki vefatından sonra bile hiçbir vakit muhabbetini kalbinden atmadı, gönlünün en mûtena köşesinde ebedî beraberliğe kadar sakladı.
Resûl-i Ekrem Efendimiz, Hz. Hatice’nin keremkârlığını, hayırseverliğini ve kendisine yaptığı büyük yardımı her zaman yad ederdi. Bu yad ediş, Hz. Âişe validemize, “Hatice-i Kübra’dan başka, Nebiyy-i Ekrem’in zevcelerinden hiçbirini kıskanmadım!”[7]dedirtecek ve onun kıskançlık damarını tahrik edecek kadar fazla idi.
Nasıl yâdetmezdi ki? Yedi çocuğundan biri hâriç diğerlerinin annesi o idi. Herkes ona düşman iken, ona dost elini uzatan, o idi. Her türlü ızdırap ve sıkıntı karşısında kendisini teselli eden, o idi. Herkesin ona arka çevirdiği bir zamanda yanıbaşından ayrılmayan, o idi.
Elbette, böylesine yüksek duygu ve meziyetler sahibi zevcesini, Peygamber Efendimiz hiçbir zaman unutmayacak ve onu her zaman hayırla yad edecekti.
___________________________________
[1] İbn Hişam, Sîre, c. 1, s. 201; İbn Sa’d, Tabakat, c. 1, s. 131.
[2] İbn Sa’d, a.g.e., c. 1, s. 131.
[3] Baba tarafından Hz. Hatice’nin soyu Peygamberimizin baba tarafından dedesi olan Kusay’da birleştiği gibi, annesi tarafından da soyu yine Resûl-i Ekrem Efendimizin baba tarafından dedesi olan Lüey’de birleşir.
[4] İbn Hişam, a.g.e., c. 1, s. 200-201; Taberî, Tarih, c. 2, s. 197
[5] İbn Hişam, a.g.e., c. 1, s. 201.
[6] Ebu’l-Kàsım Abdurrahman es-Süheylî, Ravdu’l-Ünf, c. 1, s. 214.
[7] Müslim, Sahih, c. 7, s. 133.
Yazar: 
Salih Suruç
Görüntünün olası içeriği: yazı

DÖKÜLEN SAÇLARINIZ YENİDEN GELSİN SAÇLARINIZDAN TEK TEL DÖKÜLMESİN Sağlığımızın müthiş şifreleri sayfamda var bilgileri okuyun 1 adet aspirini ezin havanda 5 diş sarımsağı soyun ezin havanda 2 yemek kaşığı sızma zeytinyağına karıştırın 1 yumurta sarısınıda karıştırın ilk 1 ay haftada bir yapın sonrasında 15 günde 1 yapın 1 saat dursun saçınızda ilk kullanımdan sonra dökülmeler duruyor kesnlikle dökülmüyor 6 ay sonra dökülen saçlar çıkmaya başlıyor bu aradada karaciğeriniz tıkanmış dökülmelerin sebebi olan filitrelerinizide açın devedikeni enginarla bilginiz olsun saygılar geçmiş olsun M.ulaş

Görüntünün olası içeriği: yazı
Görüntünün olası içeriği: yazı