1 Aralık 2020 Salı

Beyt-ul mâl (Hadis-i Şerif'ler ışığında) Hazret-i Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir: “Hayber savaşının vukû bulduğu gün Resulullah (asm)'in ashâbından birkaç kişi gelerek ‘Filân şehit, filân şehittir!..’ dediler. Nihayet bir kişinin yanına vararak ‘Bu da şehittir!’ dediler.

 

Beyt-ul mâl
(Hadis-i Şerif'ler ışığında)
Hazret-i Ömer (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
“Hayber savaşının vukû bulduğu gün Resulullah (asm)'in ashâbından birkaç kişi gelerek ‘Filân şehit, filân şehittir!..’ dediler.
Nihayet bir kişinin yanına vararak ‘Bu da şehittir!’ dediler.
Bunun üzerine Resulullah (asm):
“Hayır! Ben onu aşırdığı bir hırka yahut yağmurluktan dolayı cehennemde gördüm.” buyurdu. (Müslim, Îmân 182, Dârimî, Siyer 48.)
Ebu Hüreyre (r.a.)'den rivayet edildiğine göre şöyle demiştir:
“Resulullah (asm) ile birlikte Hayber savaşına çıktık.
Allah da bize fethi müyesser kıldı. Ganimet olarak altın ve gümüş almadık.
Sadece eşya, yiyecek ve giyecek aldık.
Sonra Vâdil-kurâ’ya çekildik. Resulullah (asm)'in kölesi gölgeliğe girmek için ayağa kalktı.
Bu esnada kendisine bir ok isabet etti, eceli de bundan oldu.
Resulullah (asm):
"Hayır! Muhammed’in nefsi kudret elinde olan Allah’a yemin ederim ki, Hayber’de taksim edilmemiş olan ganimetlerden almış olduğu şu hırka ateş olmuş, onun üzerinde alev alev yanmaktadır." buyurdu.
Herkesi bir korku almıştı. Derken bir kimse bir veya iki adet pabuç tasması getirdi ve: ‘Yâ Resulellah! Bunu Hayber’de almıştım.’ dedi.
Resulullah (asm) şöyle buyurdu:
“Ateşten bir pabuç tasması, yahut ateşten iki pabuç tasması!” (Müslim, h.no: 115)
“Kimin ruhu şu üç şeyden uzak olarak bedenini terkederse cennete girer: Kibir, hâinlik ve borç.”
(Tirmizî - İbn-i Mâce)
Abdullah bin Amr İbni Âs (r.a.)'ın şöyle dediği rivayet edilmiştir:
“Resulullah (asm)'in seferde eşyasına bakan Kirkire adında biri vardı, günün birinde öldü. Resulullah (asm) onun için:
‘Bu adam cehennemliktir!’ buyurdu.
Ashâb: ‘Acaba neden ki?’ diye bakmaya gittiler.
Ganimet malından aşırmış bir abayı yanında buldular.”
(Buhârî, Cihâd 190. Ayrıca bk. İbni Mâce, Cihâd 34.)
“Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kimsenin, Müslümanların ganimetinden (devlet malından) olan bir hayvana, zayıf düşürüp de öyle geri verecek şekilde binmesi helâl değildir.
Allah’a ve ahiret gününe inanan bir kimsenin bir elbise eskitip de öyle geri verecek şekilde giymesi helâl değildir.” (Ebu Dâvud)
Rivayet edildiğine göre Resulullah (asm) Efendimiz Selmân-ı Fârisî -radiyallahu anh-ı ganimetleri korumakla vazifelendirmişti.
Derken bir kimse gelerek:
“Selman! Elbisem yırtık idi. Ganimetten bir iğne iplik alıp onu diktim. Bana günah var mı?” diye sordu.
Selman (r.a.): “Her şey miktara göredir.” diye cevap verdi.
Bunun üzerine o kimse elbisesinden o ipliği çekip çıkararak, ganimet malının içine kattı.
Bir kimse ganimet içinden bir veya iki ayakkabı bağı alıp: “Bunları Hayber günü ben ele geçirmiştim.” dedi.
Bunun üzerine Resulullah (asm) Efendimiz:
“Cehennemde olan bir veya iki ayakkabı bağı!” buyurdu.
(Buharı, Meğâzî 38, Eymân 33; Ebu Dâvud, Cihad 2711; Nesâî, Eymân 38)
*******
Devlet malını derya deniz görenler, fırsatını buldukça sömürenleri varın siz düşünün..

30 Kasım 2020 Pazartesi

Nikahı düşenler-düşmeyenler Bir erkeğe, ana-babasının hala ve teyzesi, bir kadına da, ana-babasının amca ve dayısı mahrem midir? Kimler kimlerle evlenemez? CEVAP Önce usül ve füru meselesini bilmek gerekir. Usül, ana-baba, bunların ana-baba, dede ve büyük anneler. [Ananın anası ve babanın anası, bunların anaları.] Füru ise, evlatlar, bunların çocukları ve torunlarıdır. İlmihallerdeki (Hala ve teyze ile evlenilmez) ifadesinden, ana-babanın da, hala ve teyzesiyle evlenilemeyeceği anlaşılır. Çünkü bir kadına, erkek ve kız kardeşlerinin oğulları ve bunların erkek torunları mahremdir. [Mahrem demek, evlenmesi haram demektir. Mesela annemiz, bacımız, halamız, teyzemiz bize mahremdir.] Erkeğe de, erkek ve kız kardeşlerinin kızları ve bunların kız torunları mahremdir. Baba, halanın erkek kardeşidir. Halamıza, babamızın oğulları ve erkek torunları mahremdir. Teyzemize de annemizin oğulları ve erkek torunları mahremdir

 


Çok kıymetli değerli ehlisünnet ulemalarından kıymetli hocamız bugün sabaha karşı hakkın rahmetine kavuşmuş tur hatimler okuyalım dualar edelim saçlarını bu yolda ağartmış nice Allah dostlarından dini Celili İslam’a hizmet edenlerden biri olduğuna inanmak isterim Hizmet başındayken ölenlere şehit denir Allah yolunda ölenlere şehit denir inşallah bu hocamız da şehitler mertebesine ermiştir Mevlam peygamberimize Hazreti üst azımıza büyüklerimize komşu eylesin inşallah

 


Erkeğe geçici haram olanlar: 1- Hanımının bacısı, 2- Hanımının halası, 3- Hanımının teyzesi, 4- Hanımının erkek veya kız kardeşinin kızları, 5- Hanımının süt bacısı, süt halası, süt teyzesi, erkek veya kız süt kardeşinin kızları, 6- Kitapsız kâfir kadınları.

 


Yenge ve baldızla halvet Yenge ve baldızla aynı odada yalnız kalmanın dinen bir mahzuru var mıdır? CEVAP Yenge ve baldız namahremdir. Bir hadis-i şerif: (Namahrem kadınla yalnız kalmaktan sakının! Çünkü üçüncüsü şeytan olur.) [Tirmizî] Üçüncüsü şeytan olunca, her ikisine de vesvese verip günah işlemelerine zemin hazırlar. Bunlar akraba diye dikkati çekmez. Bunun için onlarla bir odada yalnız kalmaları tehlikelidir. Peygamber efendimiz, (Yabancı kadınla yalnız kalmaktan sakının!) buyurunca, oradakiler, (Bir kadının, kayınbiraderi, eniştesi gibi akrabalarıyla yalnız kalması da mı uygun değil?) diye sordular. (Kayınbirader daha tehlikelidir, ölüm gibidir) buyurdu. (Buhârî) Enişte de, kayınbirader gibi tehlikeli olur. (Bayram değil, seyran değil, eniştem beni niye öptü?) sözü meşhur olmuştur. Önce bayram seyran diye kılıfına uydurulup öpülüyor, sonrası malum..

 




(Gençlik, delilikten bir şubedir, kadınlar da şeytanın tuzağıdır.) [E.Nuaym] (Kadın avrettir ve dışarı çıkınca şeytan onu gözetler.) [İbni Hibban] (Bir genç kız ile genç bir erkek beraber idi. Onları şeytandan emin görmedim.) [Tirmizi]

 


Hadis-i şerifler (Bir erkekle bir kadın yalnız kalınca, aralarına şeytan girer.) [Taberani] (Bir erkekle bir kadın halvet ederse, [yalnız kalırlarsa] üçüncüleri şeytan olur.) [Tirmizi] Kadınla erkek, iki zıt varlıktır. Ateşle barut gibidir. Ne kadar masum olurlarsa olsunlar, barut ateşe yaklaşırsa yanar. Ateşle suya da benzer. Ateş suyun içine girerse söner. Aç kurtla kınalı kuzuya da benzer. Ormanda taze otlar var diye kuzuyu götürür. Sonra kuzunun canına okur. Ateistler, feministler, (aynı odada kalsalar ne olur) diyebilirler, yani onlar için bu normaldir ama Müslüman bir kızla Müslüman bir erkek için normal değildir, yani dinimize aykırıdır. Dinimize aykırı bir husus için de niyetimiz iyi demek doğru değildir. Haram bir iş, iyi niyetle de yapılsa haramlıktan çıkmaz. İçki içen, zina eden veya her türlü haramı işleyen de, iyi niyetle yapıyorum diyebilir. Böyle iyi niyet insanı kurtarmaz. Hadis-i şerifte, (Cehennem iyi niyetlilerle doludur) buyuruluyor. Bir kimse, iyi niyetle işlediği harama alışır, sonra bunu dinin emri zanneder. Hazret-i Ömer, (Dininizi doğru öğrenip, buna uygun yaşayın. Yoksa yaşadığınızı din zannedersiniz) buyuruyor. İyi ve halis niyete bir örnek verelim: Odunların arasına ayağı sıkışan bir ayıyı adamın biri kurtarır. Ayı da, adam uyurken, benim de ona bir iyiliğim dokunsun diye, yüzüne konan sinekleri öldürmek ister. Kocaman taşı, adamın yüzündeki sineklere vurur. Evet, ayı iyi niyetiyle sinekleri öldürmüşse de, adamın başını da ezmiş oldu. Görüldüğü gibi tek başına iyi niyet insanı kurtarmıyor, ilim de şarttır. Ayının ilmi olsaydı, sineğe vurduğu taşın adamı öldüreceğini bilirdi. Bir kadınla bir erkek halvet edince, halvetin günahı ve zararı bilinirse, elbette halvetten, nikâhsız görüşmekten uzak durulur.