20 Haziran 2019 Perşembe

İLK CEMAATTEN ESİNTİLER...... Kâbe'nin eteğindeki bu sekiz parça mermerin, pek bilinmeyen bir hikâyesi vardır. Kâbe duvarlarının zeminle birleştiği noktadaki mermer kısma “şazirvan” adı verilir. 635 yılında Kureyş kabilesinin gerçekleştirdiği kapsamlı tamiratla birlikte binaya eklenen bu kısım, zaman içinde mermerle kaplanmaya başladı. Osmanlı padişahlarından Sultan Dördüncü Murad zamanındaki son kapsamlı tadilatta da şazirvana bugünkü şekli verildi. Kahverengi mermer parçalarını görebilmek için, kalabalıkları yarıp Kâbe'ye yaklaşmanız gerekiyor. Kâbe’ye yakından ve dikkatli bakanların, şazirvan üzerinde mutlaka fark edecekleri bir ayrıntı vardır: Kâbe kapısıyla Hicr adı verilen yarım daire kısım arasında, sekiz parça kahverengi mermer. Kalabalıktan dolayı çoğu defa fark edilmese de, bu sekiz mermer parçası, Kâbe tarihinin en önemli hatıralarından birini dile getiren bir şahittir aslında. Elimizdeki kaynakların bildirdiğine göre, İslâm’ın ilk yılında, Hz. Peygamber (s.a.v) ve vahiy meleği Cebrail (as) tam bu noktada namaz kılmışlardır. İlgili hadisteki ifadeden, Hz. Peygamber’e (Sav) imamlık yapan Cebrail’in (as), Kâbe’nin dibinde ve binaya en yakın şekilde durduğu anlaşılmaktadır. 1950'li yıllara kadar, mermer parçaların tam önünde yer alan çukurluk biçimindeki musallada namaz kılmak mümkündü. Abbasi halifelerinden Ebû Cafer Mansûr, bu namazın kılındığı noktanın belirtilmesi için, buraya yekpare kahverengi bir mermer koydurdu. Mermer kısmın önüne de, yaklaşık 50 santimetre derinliğinde bir musalla (namazgâh) inşa edildi. Tek parça mermer, zamanla kırılarak dağıldı, fakat yine de eldeki mevcut parçalar muhafaza edildi. Musalla da 1950’li yıllara kadar kullanılıyordu. Sonradan, hacı ve umrecilerin yoğunlaşmasıyla buraya düşenler ve kaza geçirenler olmaya başlayınca, merdivenli girinti kapatıldı ve üstü mermerle kaplandı. Kâbe imamlarının bugün namaz kıldırdığı nokta, Cebrail'in (as) Hz. Peygamber'e (s.a.v) namaz kıldırdığı yerdir. İşte Kâbe’nin eteğinde bugün de görülebilen bu sekiz mermer parça, İslâm tarihindeki ilk ve en güzel cemaatin aziz hatırasını hâlâ anlatmaktadır. Görüp duyabilenlere.

Fotoğraf açıklaması yok.Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi
Fotoğraf açıklaması yok.
Görüntünün olası içeriği: yiyecek

VİTİR NAMAZINI NEDEN KILIYORUZ VE ÜÇÜNCÜ REKATTA NEDEN TEKRAR TEKBİR ALIYORUZ, BİLİYORMUSUNUZ? Peygamberimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem Miraç’ta, Sidre-i Mühteha’ya çıktı, bir rekât namaz kıldı. Buna bir rekât da kendisi ilâve etti. Namaz iki rekât oldu. Cenab-ı Hak kendisine bir rekât daha kılmasını emretti. Böylece namaz, akşam namazı gibi vitir (tek) oldu. İşte Peygamberimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem üçüncü rekâtı kılacağı sırada İlâhî rahmet ve nur tecelli etti. Peygamberimiz o nur içinde kaldı. Ve kendinden geçmiş vaziyette elleri çözüldü. Sonunda ellerini kaldırarak tekbir aldı. İşte elleri kaldırmak böylece vacip oldu. Başka bir rivayette ise, Peygamberimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem üçüncü rekâtı kılacağı sırada Fatiha ve zamm-ı sûre okudu. Rükûa gideceği sırada Cehennemi gördü. Cehennem ehli kömür gibi simsiyah olmuştu. Peygamberimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem bu halde de kendisinden geçti ve elleri çözülüverdi. Hemen Cebrail Aleyhisselam geldi, Peygamberimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem’in üzerine Kevser suyundan döktü. Böylece Peygamberimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem kendine geldi. Tekbir alıp kunut dualarını okudu. Kunut duasında Cehennemden ve Cehennem ehlinden Allah’a sığındı. Vitir namazının vakti ve fazileti hakkında da Peygamber Efendimiz Sallallahü Aleyhi ve Sellem şöyle buyurmaktadır: “Allah size bir namazı ziyâde kıldı ki, o namaz sizin hakkınızda kırmızı tüylü develerden daha hayırlıdır. İşte o namaz vitir namazıdır. O namazı yatsı ile şafağın atışı arasında verdi.” Bilindiği üzere, Arapların yanında o zamanlar en kıymetli dünya malı kırmızı tüylü develerdi. Hadiste, vitir namazının en kıymetli dünya malından daha hayırlı olduğu bildirilmektedir. “Allah tekdir; tek olanı sever. Ey Kur’an ehli! Siz de vitir namazını kılınız!” (Ebû Dâvûd Vitir 1; Tirmizi)


Nuri Baloğlu Başını unutmuşunuz Hz Musa Hz ALLAH'in huzuruna çıkınca benim için bir rekat namaz kılarmisin der Hz peygamber efendimiz unutmuştur Hz Allah hatırlatır bir rekat de kendin için bir rekat da benim için kil buyurur

VAKİA SURESİNİN HİKMET VE SIRLARI Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Her kim her gece Vakıa Suresini okursa, ona asla fakirlik isabet etmez."(1) Abdullah ibni Mesud (Radıyallahü Anh) vefat edeceği vakit müminlerin emiri olan Hazreti Osman (Radıyallahü Anh) onu ziyarete gelir. Ona "Neden şikayetin var?" deyince, o şöyle der: "Doktor beni hasta etti. Artık bana kim derman olabilir." O zaman Hazreti Osman (Radıyallahü Anh): "Sana devlet hazinesinden maaş bağlatayım mı? deyince, O: "İstemez" der.

O zaman Hazreti Osman (Radıyallahü Anh): "Arkanda kızlar bırakacaksın onlara lazım olur" deyince, Abdullah ibni Mesud (Radıyallahü Anh) yukarıda zikredilen hadisi şerifi rivayet ederek: "Ben kızlarıma her gece Vakıa Suresini okumalarını emrettim, onlarda buna devam ediyorlar. Dolayısıyla onlarda muhtaç olmazlar " der.(2)
Resulullah (Sallallahü Aleyhi ve Sellem) buyurdu ki: "Vakıa Suresi, zenginlik suresidir. Onu okuyunuz ve o sureyi kadınlarınıza ve çocuklarınıza da öğretiniz."(3)
Rivayet Edildi ki:
Bu sureyi okumaya devam eden kimse, fakirlikten emin olur, dünya kendiliğinden ayağına gelir.
Her gün sabah ve akşam bu sureyi okuyan kimse hayatı boyunca açlık ve susuzluk acısı nedir bilmeden dünyadan göçer. Hayatı boyunca başka hiçbir tehlike yüzü de görmez.
İkindi namazından sonra 14 defa okunursa, rızık yağmur gibi yağar, Allah’u Teala işlerini kolaylaştırır. Bu bereketli surenin her gece akşam namazından sonra okunması tavsiye edilmiştir. Rızık, fakirlik ve yoksulluktan kurtulup zenginlik nimetine kavuşmak için okuyanlar, akşam namazından sonra okumaya devam etmelidirler.
Bu sureyi ara vermeksizin 40 gün 40 defa okuyan kişi, asla fakirlik çekmez. Allah’u Teala o kişiye yorulmadan ve günaha girmeden helal rızıklar nasip eder.
Ölmekte olan bir kişiye Vakıa Suresi okunursa, münker ve nekir meleklerinin suallerine kolaylıkla cevap verir.
Ariflerden bazıları demişlerdir ki: "Ölmüş bir kimsenin üzerine Vakı Suresi okunursa, meyyitin acı ve ıstırabı hafifler. Ölümle burun buruna gelen ve cen vermekte olan ağır bir hastanın üzerine okunursa, imanla göçmesine vesile olur. Azrail (aleyhhisselam) da o kimseye karşı çok nazik davranır.
Abdestli olarak her gün sabah akşam bu sureyi birer defa okuyan kimse hayatı boyunca açlık ve susuzluk acısı nedir bilmez ve hiçbir tehlike yüzü görmez."
İmam Kurtubi (Rahimehullah) buyuruyor ki: "Tohum ekerken E’üzü-Besmele’den sora Vakıa suresinin 63-64. ayetleri ve zikredilen duayı okumak müstehaptır. Ayrıca ekine isabet edecek zararın uzaklaştırılmasına vesile olur.
İdrar yollarında rahatsızlığı olan kişi, Vakıa Suresinin 5-6. ayetleri ile Hakka Suresinin 14. ayetlerini yazıp zemzem suyunun içinde beklettikten sonra içerse, bi-iznillah hastalığına şifa olur.
Dipnot ve Kaynaklar
Beyhaki, Şu’abül-İmân, 2/491; İbni Sünni, Sahih, 680
İbni Kesir Tefsiri, 4/281; Nefefi Tefsir, 4/222
Fethu’l-Kadir, 5/146; Tıbyan Tefsiri, Vakı’a Suresi
Görüntünün olası içeriği: gökyüzü, açık hava ve yazı

CEVİZ YAPRAĞIYLA FELÇ HASTALARININ KESİN ÇÖZÜMÜ ceviz yaprağını toplayıp bir kavanoza katıp hafif hafif bastır sonra soğuk sızma zeytin yaginida üzerini 1 parmak geçecek kadar doldur daha sonra 2sini blendirdan mama kıvamına getirip güneşe 21 gün bırak gün içerisinde ara bir çalkala güneş ceviz yaprağının zeytin yağına mucizesini bırakıyor 21 günden sonra 1 yemek kaşığı sabah akşam içiliyor aç olarak ve bütün felç olan yerlerini iyice yağlayıp masaj yapın 2. Ayda eskisi gibi oluyor sağlığına kavuşuyor felçli hasta kurtuluyor Rabbim herkese sağlık sıhhat nasip etsin Amin M.ulaş

İmam-ı Azam’ın (rh.) : “(Mü’min), kendisini önemsemeyen (ona kibirlenen) kişiye karşı tevâzu gösteren zalimden daha zalim
dir”.Her sıkıntının ilacı beş vakit namazı doğru kılmaktır. Namaz doğru kılınırsa bütün sıkıntıları yok eder.
İsmail Yilmaz Tadili erkâne riayet,surelerdeki mahreç ve harf hatalarını düzeltmek,vaktinde cemâatle kılmak,cemaate yetişme zorsa kendi imam olmak!

Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimiz, bir hadis-i şeriflerinde buyurmuşlardır ki: “Rabb’im bana sordu; cevap vermeye kaadir olamadım... Yed-i kudretini, hudutsuz ve keyfiyetsiz bir halde, iki omuzum arasına koydu. (...) Beni evvelînin ve ahirînin (öncekilerin ve sonrakilerin) ilmine vâris kıldı... Çeşitli ilimleri öğretti... Bunlardan birisi; kimseye söylememem üzere verilen ve benden başkasının tahammül etmesine imkân olmayan ilimdir. Diğeri; gizlenmesi ve söylenmesi hususunda, Rabb’imin beni muhayyer kıldığı (serbest bıraktığı) ilimdir. Öbürü de; havâs ve avâmdan herkese tebliğ etmekle memur bulunduğum ilimdir...” İmâm-ı Rabbânî’nin (k.s.) Mektûbât’ını Farsça aslından Arapçaya terceme eden Muhammed Murâdü’l-Kazânî hazretleri, Mukaddime’de bu hadîs-i şerifi naklettikten sonra şöyle diyor: Peygamberimiz’in (s.a.v.), havâs ve avâmdan herkese tebliğe memur edildiği ilim, şerîat ve ahkâm ilmi ile diğer muhtelif ilimlerdir. Gizlemekle memur olduğu ilim, nübüvvet ilmidir. Çünkü, ondan sonra peygamber yoktur. Nübüvvet ilmini ise, peygambelerden başkası bilemez ve tahammül edemez. Tebliğde muhayyer bırakıldıkları ilim ise, velâyet ilmidir. Bu ilim; şerîatın bâtın ilmidir, hakîkat ve esrâr ilmidir... Fahr-i Kâinat (s.a.v.) bu ilmi, ashabtan bazılarına bildirmişlerdir... Nitekim muhakkikînden şeyh Abdü’l-Ganiyyi Nablûsî (rh.), Sahîh-i Buhârî’de rivâyet edilen bir hadis-i şerifte, Ebû Hüreyre’nin (r.a.) şöyle dediğini nakletmektedir: “Peygamberimiz’den (s.a.v.), muhâfaza edilmesi îcab eden iki şey hıfzettim, ezberledim... Bunlardan biri, size neşrettiğim (yani söyleyip anlattıklarımdır). Diğerine Râbıta gelince; şayet onu neşredip yaymış olsaydım, (insanlar) küfrüme hükmedip (beni) katlederlerdi.”..el-Mektûbât, Fazilet Neşriyat, İstanbul, 1, 3

Görüntünün olası içeriği: yazı
Görüntünün olası içeriÄŸi: yazıAbdullah Babaoğlu