“Dünyâ hayâtı azdan daha azdır. Ona âşık olan, alçakların alçağıdır. O sihriyle bir topluluğu sağır ve kör eder. Böylece onlar ortalıkta şaşkın ve delîlsiz ortalıkta kalırlar.”
https://vimeo.com/tomorhoca
- Ana Sayfa
- İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
- Dini bilgiler
- Hatim duası Türkçe Hatim Duası
- Ahmet tomor hoca sohbetleri
- suleymaniye
- Ruhlar kabirde hep kalır mı?
- Şehitlik ve Fazileti
- İslami Eğitim
- ALLAH (C.C.) 'ÜN SIFATLARI
- Ahmet Tomor Hocaefendi Sohbetleri
- Veysel Gürler
- Umman'dan Şifâlar
- İSLAMİ BİLGİLER KİTAP SOHBET SEYRET MULTİMEDYA
- Safakat İslami Forumları
- sadakat.net
- Ehl-i Sünnet Hanefi
- HAVAS İLMİ-MÜCERREBAT-I İLAHİ ŞİFACILAR
- Sağlığımızın müthiş şifreleri Sayfadaki tüm bilgiler bilgi amaçlıdır kullanım tercihi size aittir önce araştırın inceleyin doktorunuza danışın saygılar
- Sayfa ve guruptaki bilgiler bilgi amaçlıdır araştırın araştırmadan doktorunuza danışmadan kullanmayın sakın saygılar hepinize m.ulaş
- MUHTASAR İLMİHAL | Fazilet
- İLİM BÖLÜMÜ
- İmam Suyuti Camius Sağir
- Dini Sorular Molla Cami dini sorular ve cevapları
- incemeseleler
- "Nazar, deveyi kazana, insanı mezara sokar."
- YAVRULARIMIZA ELİF CÜZÜ ÖĞRETELİM. BİZLERDE TEKRAR EDELİM...
- Hadis-i Şerif
- FAZİLET TAKVİMİ
- mektebun
- faydalı
- medine
- Zi tuva kuyusu...
- Ali Eren Hoca
- *FATİHA SURESİNİN SIRRI..*
- "Kişi sevdiği ile beraberdir."
- *FATİHA SURESİNİN SIRRI..*
23 Mayıs 2020 Cumartesi
NE GARİP DEĞİL Mİ ? * Dünyaya çıplak geliyorsun...

NE GARİP DEĞİL Mİ ?
* Dünyaya çıplak geliyorsun...
* Makam-mevki, mal-mülk,
çoluk-çocuk, eş, arkadaş, dost
sahibi oluyorsun...
* Gençlik, güzellik, dinçlik, azim,
güç- kuvvet veriliyor..
* Akıl-zeka, irade sahibi
oluyorsun...
* Sonra birer birer bu nimetler
elinden alınıyor.
* Yaşlanıyorsun; gençliğin,
güzelliğin, gücün, kuvvetin
gidiyor elden....
* Azmin, iraden aklın, zekan da
yavaş yavaş tükeniyor...
* En sonunda ölüm geliyor.
Herşeye "elvada "diyorsun.
* Bütün bu nimetler sana emanet
Olarak verilmişti.
* Emaneti Gerçek sahibine teslim
ediyorsun.
* Tekrar çıplak olarak geri
dönüyorsun Rabbine. Yalnız
* Bir kefen alırsın o da kabirde
çürür. Mahşerde çıplak olarak
diriltilirsin.
* Şimdi düşün yarın için hazırlığın
nedir?
* Allah hepimizi yarın için
hazırlananlardan eylesin...
* ÖYLEYSE EY İNSANOĞLU
> SEN ÇOK FAKİRSİN...
> HİÇBİR ŞEYİN YOK...
* NEYİN VAR SÖYLER MİSİN ?
* NEYİNE GÜVENİYORSUN.?
* BAK HEPSİ EMANETTİ SANA
VE HEPSİ GERİ ALINDI.
* DÜNYAYA ÇIPLAK GELDİN
VE ÇIPLAK GİDİYORSUN...
* BUNCA KAVGA BİR KEFEN
İÇİN Mİ???
Öğütten anlamayanlarin söğüt ten farkı yoktur. Öğüt dinleyen hatasını düzeltir, üzüntü ve sıkıntısız iki hayata kavuşur!
Fıkıh kitaplarımızda şöyle bir izah mevcuttur. “Ezan-ı Muhammedî’yi dinleyen kimseye selam verilmez. Şayet selam verilmişse, ezan bitmiş olsa dahi selam veren kimseye mukabelede bulunulmaz ve selamı alınmaz.” Bırakın gülmeyi, dünya kelamı konuşmayı, dinimizde çok müstesna bir yeri olan selam vermek ve selam almak, şeairi islamdan olan ezan-ı muhammedi’ye hürmetsizlik söz konusu olduğunda kerih görülen bir fiil haline geliyor...
Ceddimiz Osman Gazinin Kur’an-ı Kerime karşı gösterdiği hürmet neticesinde kazandığı mükafaatı hepimiz biliriz. Yatacağı odada gördüğü Kur’an-ı Kerime, gerek ayakta durarak, gerek alıp okuyarak gösterdiği hürmet sebebiyle, Mevlamız kendisinden o kadar razı olmuş ki, gösterdiği tazimin her saatine mukabil kurduğu devlet için 100 senelik ömür ihsan etmiştir.
İmam-ı Azam hazretleri, Peygaber Efendimizin ravza-i mutahheresini ziyaretlerinde, hiçbir zaman edebinden dolayı yaklaşamamış vardığı noktaya da sürünerek varmıştır. Sadece bir defasında, Peygamber Efendimiz’in: Yaklaş ya imam” buyurması üzerine yaklaşabilmiş, ziyaretini de iki büklüm vaziyette ifa etmiştir.
II. Abdülhamid Han hazretleri, İstanbul’dan Medine-i Münevvere’ye kadar yaptırmış olduğu tren yolunun, Ravaza-i Mutahhereye 10 km kalan kısmını Allah’ın rasülü tren sesinden rahatsız olmasın düşüncesiyle keçe ile kaplatmıştır.
Hacc kafilesi ile Medinei Münevver’e ye doğru “Rasülüllah’ın yaşadığı yerlere yaklaşıyorum. Birazdan ayağının bastığı yerlere yüzlerimi süreceğim” düşüncesi ve sevinciyle, gözlerine uyku girmeyen şair nabi, kafileden birinin ayaklarını, Mekke-i Mükerremeye uzatarak yattığını görünce hiddetle şu mısraları söyler:
“Sakın terk-i edepten, kûy-i mahbûb-i hüdadır bu.
“Nazargah-ı ilahîdir, Makam-ı Mustafâdır bu. Yani
Sakın edebi terketmekten, Allah’ın sevgilisinin beldesidir bu.
Rahmet-i ilahi’nin tecelli ettiği yerdir, Muhammed Mustafa’nın makamıdır bu.
Sabah ezanlarıyla beraber Mekke-i mükerremeye girerken bütün müezzinler şair nabi gibi bu mısraları söyledikten sonra minarelerden indiler. Çünkü Yusuf Nabi’nin bu sözleri Allah’ın Rasülün’ün o kadar hoşuna gitmişti ki, bütün müezzinlere rüyalarında bu şiiri ezbetletmiş ve okumaları için emir buyurmuşlardı.
Hürmet ve tazime en layık olan başta Allah ve Rasülüdür. Sonra, Allah ve Rasülüne, irtibat-ı sahîh ile bağlı olan zatlardır ki onlara hürmet neticede Allah ve Rasülüne hürmet demektir. Ülülemre, alimlere, ilme, ilim talep etmekte olanlara tazim ve hürmet hep bu kabildendir.




