23 Mayıs 2020 Cumartesi

Öğütten anlamayanlarin söğüt ten farkı yoktur. Öğüt dinleyen hatasını düzeltir, üzüntü ve sıkıntısız iki hayata kavuşur!

Fıkıh kitaplarımızda şöyle bir izah mevcuttur. “Ezan-ı Muhammedî’yi dinleyen kimseye selam verilmez. Şayet selam verilmişse, ezan bitmiş olsa dahi selam veren kimseye mukabelede bulunulmaz ve selamı alınmaz.” Bırakın gülmeyi, dünya kelamı konuşmayı, dinimizde çok müstesna bir yeri olan selam vermek ve selam almak, şeairi islamdan olan ezan-ı muhammedi’ye hürmetsizlik söz konusu olduğunda kerih görülen bir fiil haline geliyor...

Ceddimiz Osman Gazinin Kur’an-ı Kerime karşı gösterdiği hürmet neticesinde kazandığı mükafaatı hepimiz biliriz. Yatacağı odada gördüğü Kur’an-ı Kerime, gerek ayakta durarak, gerek alıp okuyarak gösterdiği hürmet sebebiyle, Mevlamız kendisinden o kadar razı olmuş ki, gösterdiği tazimin her saatine mukabil kurduğu devlet için 100 senelik ömür ihsan etmiştir.
İmam-ı Azam hazretleri, Peygaber Efendimizin ravza-i mutahheresini ziyaretlerinde, hiçbir zaman edebinden dolayı yaklaşamamış vardığı noktaya da sürünerek varmıştır. Sadece bir defasında, Peygamber Efendimiz’in: Yaklaş ya imam” buyurması üzerine yaklaşabilmiş, ziyaretini de iki büklüm vaziyette ifa etmiştir.
II. Abdülhamid Han hazretleri, İstanbul’dan Medine-i Münevvere’ye kadar yaptırmış olduğu tren yolunun, Ravaza-i Mutahhereye 10 km kalan kısmını Allah’ın rasülü tren sesinden rahatsız olmasın düşüncesiyle keçe ile kaplatmıştır.
Hacc kafilesi ile Medinei Münevver’e ye doğru “Rasülüllah’ın yaşadığı yerlere yaklaşıyorum. Birazdan ayağının bastığı yerlere yüzlerimi süreceğim” düşüncesi ve sevinciyle, gözlerine uyku girmeyen şair nabi, kafileden birinin ayaklarını, Mekke-i Mükerremeye uzatarak yattığını görünce hiddetle şu mısraları söyler:
“Sakın terk-i edepten, kûy-i mahbûb-i hüdadır bu.
“Nazargah-ı ilahîdir, Makam-ı Mustafâdır bu. Yani
Sakın edebi terketmekten, Allah’ın sevgilisinin beldesidir bu.
Rahmet-i ilahi’nin tecelli ettiği yerdir, Muhammed Mustafa’nın makamıdır bu.
Sabah ezanlarıyla beraber Mekke-i mükerremeye girerken bütün müezzinler şair nabi gibi bu mısraları söyledikten sonra minarelerden indiler. Çünkü Yusuf Nabi’nin bu sözleri Allah’ın Rasülün’ün o kadar hoşuna gitmişti ki, bütün müezzinlere rüyalarında bu şiiri ezbetletmiş ve okumaları için emir buyurmuşlardı.

Hürmet ve tazime en layık olan başta Allah ve Rasülüdür. Sonra, Allah ve Rasülüne, irtibat-ı sahîh ile bağlı olan zatlardır ki onlara hürmet neticede Allah ve Rasülüne hürmet demektir. Ülülemre, alimlere, ilme, ilim talep etmekte olanlara tazim ve hürmet hep bu kabildendir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder