29 Mayıs 2020 Cuma

“Peygamber Efendimizin (s.a.v.) İstanbul'un ikinci defa fethiyle alakalı bir hadis-i şerifi var mıdır, ikinci fetihin nasıl olacağını izah edebilir misiniz?” O yönde rivayetler vardır. Pâk ceddimiz Sultan II. Mehmed (k.s.) hazretleri, hükümdar olduktan bir müddet sonra Edirne’de âlimler ve amirlerle, memleketin ileri gelenleriyle istişare ederek, İstanbul’un fethi hususunda fikir alış-verişinde bulunuyordu. Müşavere hey’etinde Molla Hüsrev, Molla Gürânî ve Akşemseddin hazretleri gibi büyükler de vardı. Müzakere sırasında meclisteki âlimler, ağırlıklı olarak görüş ve kanaatlerini şu istikamette ortaya koymuşlardı: “Ashab-ı Kiram’dan itibaren nice hükümdarlar ve kumandanlar İstanbul’un fethine teşebbüs etmişler, fakat muvaffak olamamışlardır. Bazı hadis rivayetlerinde, Kostantıniyye (İstanbul) fethinin Benû Asfar ile yapılan bir savaştan sonra Rasul-i Ekrem’in (s.a.v.) soyundan olan bir zat (Hz. Mehdî) tarafından tesbih ve tehlil desteğiyle fetholunacağı haber verilmiştir. Binaenaleyh, İstanbul’un fethi Mehdî’nin işidir.” [Benû Asfar’la ilgili hadislere bkz. Özellikle Kıyamet’le alakalı olanlara. Rumlar, Romalılar, hatta Ruslar diyenler de var. Bizans üzerine yapılan Tebük seferini incelerseniz bir kısım münafıkların neden sefere katılmadıklarını izah için ‘Kadınlara za‘fiyetimiz var. Benû Asfar’ın kadınlarını görüp fitneye düşeriz’ mealinde bahaneler ileriye sürdüklerini görürsünüz.]


“Peygamber Efendimizin (s.a.v.) İstanbul'un ikinci defa fethiyle alakalı bir hadis-i şerifi var mıdır, ikinci fetihin nasıl olacağını izah edebilir misiniz?”

O yönde rivayetler vardır.

Pâk ceddimiz Sultan II. Mehmed (k.s.) hazretleri, hükümdar olduktan bir müddet sonra Edirne’de âlimler ve amirlerle, memleketin ileri gelenleriyle istişare ederek, İstanbul’un fethi hususunda fikir alış-verişinde bulunuyordu. Müşavere hey’etinde Molla Hüsrev, Molla Gürânî ve Akşemseddin hazretleri gibi büyükler de vardı. Müzakere sırasında meclisteki âlimler, ağırlıklı olarak görüş ve kanaatlerini şu istikamette ortaya koymuşlardı:

“Ashab-ı Kiram’dan itibaren nice hükümdarlar ve kumandanlar İstanbul’un fethine teşebbüs etmişler, fakat muvaffak olamamışlardır. Bazı hadis rivayetlerinde, Kostantıniyye (İstanbul) fethinin Benû Asfar ile yapılan bir savaştan sonra Rasul-i Ekrem’in (s.a.v.) soyundan olan bir zat (Hz. Mehdî) tarafından tesbih ve tehlil desteğiyle fetholunacağı haber verilmiştir. Binaenaleyh, İstanbul’un fethi Mehdî’nin işidir.” [Benû Asfar’la ilgili hadislere bkz. Özellikle Kıyamet’le alakalı olanlara. Rumlar, Romalılar, hatta Ruslar diyenler de var. Bizans üzerine yapılan Tebük seferini incelerseniz bir kısım münafıkların neden sefere katılmadıklarını izah için ‘Kadınlara za‘fiyetimiz var. Benû Asfar’ın kadınlarını görüp fitneye düşeriz’ mealinde bahaneler ileriye sürdüklerini görürsünüz.]

Sultan Mehmed’in (k.s.) danışma meclisindeki âlimler bu çerçevede görüş bildirmek suretiyle, İstanbul fethinin Sultan Fatih zamanında mümkün olmayacağını ileri sürüyorlar, Padişahı böyle bir teşebbüsten vazgeçirmeye çalışıyorlardı. Ancak mevcut rivayetlere daha farklı ve tutarlı bir te’vil / yorum getiren Akşemseddin hazretleri, hey’ette hâkim olan kanaatin aksine şu görüşü sunmuştur:

“Önce Kostantıniyye’yi Sultan Mehmed fetheder, daha sonra bir zaman gelir Benû Asfar (Sarı oğulları) İstanbul’u işgâl eder. Mehdî’nin fethi ise bu hadiselerden daha sonrasıyla ilgilidir.” [Bkz. Emir Hüseyin Enisî, Menakıb-ı Akşemseddin; Ali İhsan Yurd, Akşemseddin, s.134.]

***

Meselenin bir başka izahı da şöyledir:

“Fahr-i Âlem (s.a.v.) Ashâb-ı güzîne sohbet sırasında suallere cevap verirken, Ebû Zerr (r.a.) irtihal-i Nebî’den sonra zuhuru beklenen fitneleri sormuştu. Rasûl-i Ekrem (s.a.v.) de, ‘Dehmâ fitnesi, Vehmâ fitnesi ve Summün, Bükmün, Umyün fitneleri zuhur ederek, ehl-i- İslâm’a saldıracaklar” buyurmuştu. Üstâzünâ Süleyman Hilmi Tunahan Efendi (k.s.) hazretleri bu üç fitneyi şöyle açıklamışlardır:

“Dehmâ fitnesi, Hz. Ali ve Hz. Muaviye (r.a.) arasında vaki ihtilaf veya İslâm âlemini yok etmek için yapılan Haçlı Seferleridir. Bunlar kılıçla def edilmiştir. Vehmâ fitnesi, İstanbul’un fethiyle bertaraf edilen Bizans’tır. Sultan Fatih’in Ehl-i Kur’an ordusu bu fitneyi def etmiştir. Summün, Bükmün, Umyün fitneleri ise, bir kısmı geçmiş, bir kısmı gelmekte, bir kısmı da gelir. Bu fitneler Zikir ve Râbıta nûrlarıyla def edilecektir.” [Bkz. Ali Erol, Hatıratım, s. 51-52]

İstanbul'un manevi fatihi ............Silsile-i Sadatı Nakşibendiye'nin onsekizinci halkası, Ubeydullâh-ı Ahrar hz.lerinin torunu Hâce Muhammed Kasım anlatıyor: Ubeydullâh-ı Ahrar (k.s.) hazretleri bir gün öğleden sonra aniden atının hazırlanmasını istedi ve süratle Semerkatten çıktı.Talebelerinden bir kısmı da onu takip ettiler.Biraz yol aldıktan sonra atını Semerkand'ın dışındaki Abbas Abbas sahrasına doğru hızla sürdü. Bir müddet sonra onu takip eden talebesi Mevlana Şeyh, gördüklerini şöyle anlattı. Hace Ubeydullâh-ı Ahrar hazretleri ile Sahraya vardığımızda önce bir müddet atını sağa sonra sürdükten sonra birden bire gözden kayboldu. Ubeydullâh-ı Ahrar hazretleri daha sonra evine döndüğünde talebeleri nereye ve niçin gittiğini sordular. O da: Türk Sultanı Muhammed Han kafirlere harp ediyordu. Benden yardım istedi. Ona yardıma gittim. Allahü Tealanın izniyle galip geldi. Zafer kazanıldı buyruldu. Hace Muhammed Kasım babası Hace Abdülhadinin şöyle anlattığını nakletmişti: Bîlad-ı Rum’a (Anadoluya) gittiğinde Fatih Sultan Mehmet Hanın oğlu, Sultan Beyazıd Han bana babam Ubeydullâh-ı Ahrar’ın şemalini tarif etti ve, o mübarek zat’ın beyaz bir atı var mıydı? Diye sordu. Bende tarif ettiği bu zatın, babam Ubeydullâh-ı Ahrar olduğunu ve bazen bindiği beyaz bir atı olduğunu söyledim. Bunun üzerine Sultan Beyazıd Han babam Fatih Sultan Mehmet Han babam bana şöyle anlattı: İstanbul’un fethinde muhasaranın en şiddetli bir anında, Şeyh Ubeydullâh-ı Ahrar hazretlerinin imdadıma yetişmesini istedim. Şu vasıfta ve şu şekilde ve beyaz bir atın üstünde bir zat hemen yanıma geldi ve bana: Korkma ! buyurdu. Ben de: “Nasıl korkmayayım, kale bir türlü düşmüyor.” Dedim. Elbisesinin yeninden bakmamı söyledi. Baktım, bir ordu gördüm. “İşte bu ordu ile sana yardıma geldim. Şimdi sen falan tepenin üzerine çık, üç defa kös vurdur ve orduna hücum emri ver.” Buyurdu. Emirlerini aynen yerine getirdim. O da bana gösterdiği ordusuyla hücuma geçti. Böylece düşman hezimete uğradı, ve İstanbul’un fethi müyesser oldu. ...........Kaynak: Osmanlı Tarihi, Çamlıca Basım Yayın


Balıkesir Bahçelievler mahallesi birgivi camiinde cuma namazı. Allahım mahrum etme bizleri bu manevi ziyafetten


GÖRÜN BAKIN DİN VE İSLAM DÜŞMANI C.H.P. VE İT ÖNÜ KİM MİŞ. Bir Sultan 18 kasim 1922 Yılında halife seçilen Abdülmecid Efendi, Cumhuriyet sonrasi 3 Mart 1924 Yılında ani bir kararla, 17 kişilik ailesiyle birlikte sürgüne gönderilmek üzere akşam Dolmabahçe sarayına, dönemin İstanbul emniyet müdürü polislerle gelir; Mübarek O esnada Kuran'ı Kerim okumaktadır. Müdür ve polisler odaya girer "45 dk zamanınız var


GÖRÜN BAKIN DİN VE İSLAM DÜŞMANI C.H.P. VE İT ÖNÜ KİM MİŞ.

Bir Sultan

18 kasim 1922 Yılında halife seçilen Abdülmecid Efendi, Cumhuriyet sonrasi 3 Mart 1924 Yılında ani bir kararla, 17 kişilik ailesiyle birlikte sürgüne gönderilmek üzere akşam Dolmabahçe sarayına, dönemin İstanbul emniyet müdürü polislerle gelir; Mübarek O esnada Kuran'ı Kerim okumaktadır. Müdür ve polisler odaya girer "45 dk zamanınız var
Hazırlanın sürgüne gönderiliyorsunuz" derler.
itiraz etsede, Emrin Ankara'dan geldiği anlatılır.

Mübarek,okumakta olduğu Kuran'I Kerimi kapatır, Ellerini Semaya kaldırarak,
"Allah'ım görüyorsun uğruna can ve cananlar verdiğimiz Vatanımdan sürgün ediliyorum, Gurbet ellerde ölürsem, beni Peygamber Efendime komşu eyle"
der ve apar topar ailesiyle birlikte hazırlanırlar, yine Apar topar Haydarpaşa Tren garına getirilirler, Önce Belçika ordanda Fransaya gönderilir.

Abdulmecid Efendi Fransa'da Müslümanlarla Camilerde buluşur, Müslümanlar üzüntülerini dile getirirler hürmet ve izzette bulunurlar, Çaresizliklerini bildiklerinden yardım etmek isterler ama Abdulmecid efendi asla kabul etmez.

Haydarabad Nizamı (Pakistan) Osman Han, Halifemize yardım etmek ister fakat kabul görmeyince, O dönem genç bir kız olan Darüşşevar sultanı büyük oğlu Azam Cah için ister.

Buradaki önemli detay şayet dünür olursak yardım edebilirim düşüncesi.

Müslümanların ricası üzerine kızını Haydarabad Prensine verir ve dünür olurlar. Yine yardımları kabul etmez.

Mübarek ve ailesi uzun yıllar Fransa'da yaşar çok yokluklar çekerler,1944 yılında hastalanır. Hasta yatağında Ölünce Vatanına,Türkiye'ye Defnini vasiyet eder,uzun sürmez vefat eder.

Kızı Darüşsevar Sultan Haydarabad prensiyle evli olmasından dolayı Pakistan vatandaşıdır ve Türkiye'ye rahat girebilmektedir. Babasının vasiyetini yerine getirebilmek için (Özellikle inönü’ye) Defalarca Türkiye'ye gelir ve yetkililere yalvarır.

Hatta Bulgaristan sınırından Türk tarafına girişe defnedelim dönüp gidelim diye yalvarır. Ama asla izin verilmez.

Bir umut diye tam 10 yıl yani 1944 ile 1954 Yıllarında Türkiye'ye defni için Fransa'da morgda bekletilmistir. Fakat Türkiye’ye defnedilme vasiyeti kabul edilmez.

Daruşsevar Sultan Hem umre, Hemde Babasının 10 yıldır Morgda bekleyen cesedinin defni için Suudilerden,Türkiye Hükümetine girişimde bulunup bu konuda yardımcı olmalarını ricaya gider, Sudiler talebi kabul ederler ve hemen Türk Hükümeti ile irtibata geçip durumu ve talebi iletirler, Ama malesef talep kabul görmez.

Suudi‘lerde Bu duruma çok üzülür,Mübarek zatın, Arabistan topraklarına defnedilmesini kabul ederler.

Morgdan alınan cesed Arabistana getirilir

,O Dönemin Suudi yetkilileri Peygamber Efendimizin ailesinin ve sahabelerin Kabristanı olarak bilinen Cennet-ül baka(Cennet bahcesi) Mezarlığına defnedilmesini isterler ve buraya defin edilir. Böylece son halifenin duası kabul olur ve Peygamber efendimize komşu olur.

Tam 10 yil Türkiye’ye defnedilmek icin morgda bekletmek. Evladlar için vefa borcu,hükümet için züldü

Gelelim Darüşşevar Sultan’a ,Onda Türkiye'ye dair kalan tek Hatıra giderken sarayın bahçesinden Oynamak için aldığı bir taş...

Bu taşı ölene kadar saklamıştır.

Darüşşevar Sultan, aynı zamanda önemli bir ressam olan babası Halife Abdülmecid Efendi’ye de ilham vermiş ve Halife, kızının bir kısmı bugün Dolmabahçe Sarayı’nda Hala mevcut olan çok sayıda tablosunu yapmıştı.

Darüşşevar Sultan 2006 yılında 92 yaşında Londra’da vefat etti. Daha önceden babasına izin vermeyen yetkililere bir nevi küserek "Beni Türkiye’ye defin etmeyin" diye vasiyet ettiğinden dolayı,
Brookwook Müslüman Mezarlığı’nda, annesi Mehisti hanımefendi’nin yanında toprağa verilmişti...

Ruhları şad olsun, Allah rahmet eylesin

Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, ayakta

Hasan Bozkurt 8 dk. · ...... Topçular Cibali semtine gülle atmaya başlarlar. Fakat atılan güllelerin çoğu yere düşmeden geri gelmektedir. Hiç biri bu işe akıl sır erdiremez. Atılan her gülle yere düşmeden havadan tekrar suya geri düşmektedir. Bu sebepledir ki fetih iki aya yaklaşan bir süreye rağmen gerçekleşemez. Bizans’ın bu kadar gücü olmadığını Osmanlı ordusu bilmektedir. Dayanabilmesinin sırrı ne olabilir diye düşünmeye başlarlar. İşte bu büyük Veli'nin “Gavurcuklarım” diye bağrına bastığı o cemaate duyduğu büyük sevgi sebebi ile var gücünü gösterip atılan gülleleri havada eli ile yakalayıp tekrar suya göndermesidir. İslam anlayışının Cihana şumul sevgisini gösteren bu gerçek, İstanbul'da bir semte adını veren “Cibali Baba'nın” bir kerametidir. Keramet Yüce Mevlâdan olup onun ikram etmesi ile olur. Kuşatmanın uzamasından çok sıkılan Sultan Mehmet, bu hakikati Allahın kendisine ihsan etmesi ile büyüklerine danışıp Cibali Babaya elçiler gönderir. Bu işten vazgeçmesini, başka türlü fethin gerçekleşemeyeceğini bildirir. Ama Cibali Baba kararlıdır. O gavurcuklarım dediği, kendisini seven, aynı semtte birlikte yaşadığı evlatlarını korumak la görevli hisseder kendini. Bunun üzerine Sultan Mehmet ve Akşemseddin Hazretleri bütün geceyi dua ederek geçirirler. “Ya Rabbi! Ya benim ruhumu kabzeyle, ya da onun ruhunu kabzeyle yoksa Fethi gerçekleştiremeyeceğim” diye dua eder. İşte nasıl Allah’a yakarıp bir dua etmiştir ki bu mübarek dua Hakkın katında kabul edilip bütün duaların önüne geçmiştir. Cibali Babanın o gece Ruhu kabzolur ve fetih Sultan Mehmet’e nasip olur. Cibali Babanın gâvurcuklarına duyduğu insani sevgi ile ölümü hiç düşünmemesi, Fatih Sultan Mehmet’in dua ile ruhunun kabzedilmesini isteyecek kadar İstanbul aşkı.

Görüntünün olası içeriği: yazı

İstanbul'un fethi yani İstanbul muhasarası 53 gün sürmüş ve gerçekten iki taraf içinde oldukça kanlı olmuştur. İstanbul'un fethinde dökülen kanı sembolize etmek amacıyla İstanbul fethedildikten sonra ilk yapılan iş olan Ayasofya'nın camiye çevrilmesi sebebiyle, ilk dikilen minaresi kırmızı tuğladan örülmüş ve bugün hala o şekilde durmaktadır.

Görüntünün olası içeriği: gökyüzü ve açık hava
Görüntünün olası içeriği: yazı
5 dk. 
 

GEÇMEYEN AĞIZ İÇİ YARALARINIZDAN BASİTÇE KURTULUN m.ulaş pelinotu yavşan otu ve üzerlik çaylarından ayrı ayrı demleyin az az yudum yudum ağızda bekleterek için 1 saatte bitirin 1 rer çay bardağı çayları sabah akşam yapın 10 gün devam edin 1 tatlı kaşığıda kırmızı kantaron yağı için ağızda bekleterek sabah akşam üzerine bişey yiyip içmeyin 10 gün devam edin geçer inşallah şifa Allah tan kul vesile m.ulaş