“Her kim Allah’ın veli kullarına dil uzatırsa, Allahu Teala onun, ölüm halinde ve son nefesinde dilini bağlar ve tevhidi söyleyemeden bu âlemden gider...”
… Ve başından geçen bir hadiseyi de sözlerine misâl olarak naklediyor. (Tabakatü’l-Kübra Tercümesi, C. 2, S. 681)
Muhammedü’l-Mağribi Hazretleri ise, “Allahu Teala, bir kulun ölümü anında imanını alarak onu bu âlemden imansız çıkarmak isterse, ölmeden evvel onu bir veliye sataştırır” buyuruyor. (Tabakatü’l-Kübra Tercümesi, C. 4, S. 653)
Hz. İsa aleyhisselâm bir gün benizleri solmuş 3 kişiye rastladı ve sizler kimlersiniz, diye onlara sordu.
Birincisi: “Ben Cehennem’den çok korkan biriyim ya İsa” dedi.
İkincisi: “Ben de Cennet’e âşık biriyim ya İsa” dedi.
Üçüncüsü ise, “Ben de Allah’a âşık biriyim ya İsa” deyince, o da; “Öyle ise sizler mukarreblerdensiniz (yani Allah’a yakın kullardansınız)” buyurdu.
Yahya bin Muaz Hazretleri buyuruyor ki: “Allah’a sevgiden meydana gelen hardal danesi kadar bir ibadet, sevgisiz 70 sene ibadetten daha hayırlıdır...”
Üstazım Süleyman Hilmi Tunahan (k.s.) Hazretleri de, "Rahmân’ın cezbelerinden küçücük bir cezbeye mazhar olabilmek, yetmiş yıllık ibadetten daha hayırlıdır” (Keşfû’l-Hafâ 1, 332; Benzer hadis: Fahruddin er-Râzi, Tefsir-i Kebir Mefâtihu’l-Gayb, Akçağ Yayınları, 21, 168) hadis-i şerifini zikrederler, ardından da “Sâlih ve âbit kulların ibadetlerinden çok daha hayırlıdır...” diye açıklamada bulunurlardı.
Yunus Emre de bu noktaya işaret ederek; “Hamdım, yandım, piştim” demiyor mu?
Ravzu’l-Faik isimli kitapta geçen bir hadis’te Rasûlumüz, “Kim Allah’ı seviyor ise, beni sevmelidir. Kim beni seviyor ise, Ashabımı sevmelidir. Kim Ashabımı seviyor ise, Kur’an-ı Kerim’i sevmelidir. Kim Kur’an’ı seviyor ise, mescitleri sevmelidir” buyurarak, gerçek sevgi ile sahte sevginin hangileri olduğunu bize en güzel şekilde resm etmişlerdir. Çünki mescitler Kur’an-ı Kerim’de, Allah’ın, adını içlerinde yükseltmeye izin verdiği, temiz tutulmalarını ise, emrettiği mübarek yerlerdir.
MUHABBET NE İLE OLUR?
Muhabbet bir kandile benzer; nasıl ki bir kandilin yanmasında;
Asılacak bir bağ, kablo.
Asılacak bir yer-mekân.
Yakacak bir kibrit veya düğme.
Sönmemesi için cam kafes veya ampul.
Yanması için yağ veya cereyan-elektrik.
Yanacak bir fitil veya öz lazımsa...
…ve bunlardan müteşekkil bir kandil ya da ampul gerekli ise, kalpte varlığı iddia olunan muhabbetin de gerçekten var olması için, o kalpte de 7 şeyin olması lazımdır:
Kişinin niyetinin halis olması…
Allah’tan korkusunun tam olması…
Sevap ve mükâfatı ancak ondan beklemesi…
Allah’a sadık bir kul olması…
Allah’a tam dayanıp tevekkül etmesi…
Tevhidi daima söylemesi…
Allah ve Rasûlüne âşık bir kul olması. (Ravzu’l-Faik)
İSYANA MÂNİ OLAN DÖRT ŞEY
Ehlullaha/Allah dostlarına göre dört şey isyan etmeye / günah işlemeye engel olur.
: Allah’ı tam ve kâmil manada bilip tanıyabilmektir.
: Allah’a eksiksiz-kusursuz, tam bir iman.
: Yani Allah’tan tam korkmak, korkabilmek.
: Allah’ı tam sevmek, tam muhabbet etmek.
İNSANI BİD‘ATE GÖTÜREN SEBEPLER
İnsanı, bid‘atlere ve bid‘atçiliğe götüren sebepleri şöyle özetleyebiliriz:
• Sünneti bırakıp uydurma söz ve amellere tutunmak,
• Aklın sâhasını aşan mevzûlarda akla güvenip mantığına göre hareket etmek,
• Temel İslâmî ilimleri bilmediği halde, âyetleri-hadisleri kendi kanaat-görüş ve tahminlerine göre tefsir ve te’vile (yorumlamaya) kalkışmak,
• Nefsinin arzu ve isteklerine meşru‘luk kılıfı bulmaya çalışmaktır.
***
İmâm Birgivî ve Hâdimî rahımehümallah, bid‘atlerin en çirkini olarak şunları saymışlardır:
• Namazda ta‘dîl-i erkânı terk etmek.
• Cemaatle namaz kılarken imamı geçmek. (Meselâ rükû ve secdelerde ondan evvel yatıp kalkmak.)
• Safları düzeltmeden namaza durmak.
• Kur’ân-ı Kerim okurken ve zikir yaparken lahn yapmak (sesi dalgalandırmak), sallanıp raks etmek.
• Hutbe okunurken salât ü selâm getirmek, “âmîn” demek.
• İsrafçıya ve mescitte dilenene sadaka vermek. Sol el ile yemek içmek.
• Hatim için ve gösteriş maksadıyla ziyâfet vermek.
Bu sayılanlara zamanımızdaki bir takım bid‘atleri de ilâve edebiliriz...
Sözün özü; her bid‘at bir sünneti yok ettiğinden, kaybolan ve işlenmeyen bir sünnetin ihyâsı da dinimizce büyük ehemmiyet arz etmektedir. Nitekim Peygamber Efendimiz (s.a.v.) şöyle buyurmuşlardır:
“Benden sonra ölüp kaybolmuş bir sünnetimi kim diriltir ve yaşatırsa, onu yapanların sevâbından bir şey eksilmeksizin o, onların sevâbı kadar sevap alır. Kim de Allâh’ın râzi olmadığı sapıklık, bir bid‘at ihdâs ederse, onu yapanların günâhından bir şey eksilmeksizin o da, onların günâhı kadar günah alır.”(3)
Müslüman için Besmele hayatının her safhasında olduğu gibi, yeme ve içmesinde de tabii çok çok önemlidir. Samimi olarak çekilen Besmele ile şeytanî ve sair süflî varlıkların zarar ve zulmetleri dağılır. Ama bütün bunlar latîf / son derece şeffaf şeyler olduğu için, kelime ve kavramlarla, tarif ve tasvirlerle anlatıp anlamak, kısacası bu gözlerimizle görüp izah etmek muhâldir. Mü’min bunun böyle olduğuna inanır, hisseder ve manevi hayatında da gayet net bir şekilde yaşar.
Sevgili Peygamberimiz (s.a.v.) buyurmuşlardır ki:
“Bir kimse evine girerken ve yemeğe başlarken, Allah’ın ismini zikrederse (Eûzübillâhi mineşşeytânirracîm Bismillâhirrrahmânirrahîm derse), Şeytan (yardımcılarına), ‘Sizin için burada gecelemek de yok, yemek de yok’ der. Fakat evine girerken Allah’ın adını anmazsa, Şeytan, ‘Geceleyecek yere de, yemeğe de kavuştunuz’ der”. [Râmûzü’l-Ehâdîs, C. 1, S. 44/4]
“Şeytan, Besmele çekilmemiş yemeği kendisine helâl görür. Bir a’râbî Rasûlullah (s.a.v.) ile yemekteydi. Onun Besmelesiz uzanan elini tuttu ve ‘Yemin ederim ki, şeytanın eli de onun eliyle beraber elimin içindeydi’ buyurdu”. [Râmûzü’l-Ehâdîs, c. 1, s. 102/5]