8 Kasım 2020 Pazar

OKUYALIM OKUYALIM OKUYANLAR ÇOK ŞEYLER KAZANIYOR TESBİH OKUMANIN FAZİLETLERİ 🌹 Sübhanallahi velhamdü lillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber. Vela havle vela kuvvete illa billahi’l-aliyyi’l-azim.”🌹 (Allâh eksik sıfatlardan beridir. Hamd Allâh’a dır . Allâh’tan başka ilah yoktur ve Allâh en büyüktür. Allâh’tan başkasında güç ve kudret yoktur.)tesbihini bin defa okursa Allâhü Teâlâ ona beş haslet ihsan eyler ; 1. ALLÂH Cc. onu çok zikreden zümre arasına yazar. 2. Gece ve gündüzde kesndisini zikredenlerin en faziletlisi eyler. 3. Bu tesbihler, onun için Cennette dikili ağaçlar olur. 4. Bu tesbihler , o kimsenin günahlarını döker.Tıpkı bir ağacın kuru yapraklarını döktüğü gibi. 5. Allâhü Teâlâ onu gözetir. Allâhü Teâlâ bir kimseyi gözetirse ona azab etmez.: Hadis-i şeriflerde buyuruldu ki: (En üstün tesbih Sübhanallahi velhamdülillahi ve la ilahe illallahü vallahü ekber’dir.) [Müslim] (“Sübhanallah” diyen Uhuddan daha büyük sevaba kavuşur. “La ilahe illallah” ve “Allâhü ekber” demek de böyledir.) [Beyheki] (Gece ibadeti zor gelen, hayra mal sarf edemeyen veya düşmanla savaşmaya korkan, çok Sübhanallahi ve bihamdihi desin. Bu, Allah yolunda harcayacağı bir altın dağdan daha kıymetlidir) [Taberani] (Zikrin efdali, La ilahe illallah, duanın efdali de elhamdülillahtır.) [Tirmizi] (Cennet hazinesi olan, “Sübhânallahi velhamdülillâhi ve lâ ilâhe illallahü vallâhü ekber, ve lâ havle ve lâ kuvvete illâ billah” demeye devam edenin ağaçtan yaprak döküldüğü gibi günahları dökülür.) [Ramuz] (Şu beş şeyi dilinizden düşürmeyin: Sübhanallah, Elhamdülillah, Allâhü ekber, La ilahe illallah ve La havle vela kuvvete illa billah.) [Taberani] (Allahü teâlânın indinde, tekbiri, tahmidi, tesbihi ve tehlili sebebiyle Müslüman olarak ihtiyarlayan bir müminden daha efdal kimse yoktur.) [İ. Ahmed] Kur’an-ı kerimde, Bâkıyat-üs-sâlihat [sürekli kalan iyi işler] geçmektedir. Resulullah buyurdu ki: (Bâkıyat-üs-sâlihatı, çok söyleyin. Bunlar; tesbih, tehlil, tahmid, tekbir ve temciddir.) [Taberani]

 

Peygamber Efendimize salavat-ı Şerife getirmek bizi ona sevdirir Bildirir tanıtır şefaatine nail oluruz bunu hergün okumak alışkanlık haline getirmek lazımdır Allah kabul etsin


 



ÇOK AZAMETLİ VE HEYBETLİ BİR DUA OLDUĞU ANLAMINDAN BELLİ (DEĞERLENDİRELİM DOSTLAR.) İmâm-ı Şercî, İmâm-ı Deyrabî ve Seyyid Attâs (Rahimehumullâh)ın nakilleri vechile; tabi'inin ulularından Sa'îd ibni Müseyyeb (Radıyallâhu Anh) şöyle anlatmıştır:


*** "Bir kere Rasûlullâh ﷺ'e iman etmiş olan mü'min cinlerden biri bana: 'Ey Sa'îd! Sana öyle bir koruma duası öğreteyim mi ki kimin üzerine asılsa ona hiçbir kötülük isabet etmez, hangi hayvan üzerine takılsa ona ne bir hastalık ne de nazar zarar vermez. Onunla hangi zalim sultanın yanına girilse hiçbir kötülüğü kendisine erişmez. Kim onu bir gemi yolculuğunda üzerinde taşısa o gemi batmaz, hangi bir cemaat onunla yolculuğa çıksa onlara ebediyyen istemedikleri bir şey dokunmaz' dedi.
***Ben de ona: 'Keşke öğretsen' dedim. Bunun üzerine o: 'Kağıt kalem hazırla' dedi, ben onları hazırladığımda:
'Haydi yaz bakalım' diyerek şu duayı yazdırdı:
بِسْمِ اللّٰهِ الرَّحْمٰنِ الرَّحِيمِ كُلُّ ذِي مُلْكٍ مَمْلُوكٌ لِله، وَ كُلُّ ذِي عِزَّةٍ فَغَالِبُهُ اللهُ، وَ كُلُّ ذِي قُوَّةٍ فَضَعِيفٌ عِنْدَ اللهِ، وَ كُلُّ جَبَّارٍ فَصَغِيرٌ عِنْدَ اللهِ، وَ كُلُّ ظَالِمٍ لَا مَحِيصَ لَهُ مِنَ اللهِ، يَا أَعْدَاءَ اللهِ وَ أَعْدَائِي وَ يَا حَاسِدِي مِنَ الْجِنِّ وَالْإِنْسِ وَ الشَّيَاطِينِ وَ الْعَفَارِيتِ الْمُتَمَرِّدِينَ! فَخَاتَمُ سُلَيْمَانَ بْنِ دَاوُدَ عَلَيْهِمَا السَّلَامُ عَلَى أَفْوَاهِكُمْ، وَ عَصَى مُوسَى بْنِ عِمْرَانَ عَلَى أَكْتَافِكُمْ، وَ خَيْرُكُمْ بَيْنَ أَعْيُنِكُمْ وَ شَرُّكُمْ تَحْتَ أَقْدَامِكُمْ، وَ لَا غَالِبَ لَكُمْ إِلَّا اللهُ، اَللَّهُمَّ أَعِزَّنِي بِعِزِّكَ الْمَانِعِ الْمَنِيعِ الَّذِي لَا يَذِلُّ مَنِ اسْتَعَزَّ بِهِ، وَ لَا يَنْكَشِفُ سِتْرُ مَنِ اسْتَتَرَ بِهِ، سُبْحَانَ مَنْ أَلْجَمَ الْبَحْرَ بِكَلِمَاتِهِ، سُبْحَانَ مَنْ أَطْفَأَ نَارَ النَّمْرُوذِ عَنِ الْخَلِيلِ إِبْرَاهِيمَ بِحِكْمَتِهِ، سُبْحَانَ مَنْ تَوَاضَعَ كُلُّ شَيْءٍ لِعَظَمَتِهِ، ﴿اَقْبِلْ وَلَا تَخَفْ اِنَّكَ مِنَ الْاٰمِنِينَ﴾، ﴿لَا تَخَفْ نَجَوْتَ مِنَ الْقَوْمِ الظَّالِمِينَ﴾، ﴿لَا تَخَافُ دَرَكًا وَلَا تَخْشٰى﴾ ، ﴿لَا تَخَفْ اِنَّكَ اَنْتَ الْاَعْلٰى﴾، ﴿لَا تَخَافَٓا اِنَّنِي مَعَكُمَٓا اَسْمَعُ وَاَرٰى﴾ ، اَللَّهُّمَ اسْتُرْنِي بِسِتْرِكَ الْجَمِيلِ الْوَاقِي الْحَصِينِ فِي لَيْلِي وَ نَهَارِي، وَ ظَعْنِي وَ يَقَظَتِي وَ قَرَارِي، وَ بِوِقَايَتِكَ الَّتِي وَقَيْتَ بِهَا أَوْلِيَاءَكَ الْمُتَّقِينَ مِنْ أَعْدَائِكَ الْكَافِرِينَ، اَللَّهُّمَ مَنْ عَادَانِي فَعَادِهِ، وَ مَنْ كَادَنِي فَكِدْهُ، وَ مَنْ نَصَبَ لِي فَخًّا فَاخْذُلْهُ، وَأَطْفِئْ عَنِّي نَارَ مَنْ أَرَادَ لِي عَدَاوَةً وَ شَرًّا، وَ فَرِّجْ عَنِّي كُلَّ هَمٍّ وَ غَمٍّ وَ ضِيقٍ، وَ لَا تُحَمِّلْنِي مَا لَا أَقْوَى وَ لَا أُطِيقُ، إِنَّكَ أَنْتَ اللهُ، لَا إِلَهَ إِلَّا أَنْتَ الْحَقُّ الْحَقِيقُ، يَا سَامِعَ كُلِّ صَوْتٍ، وَ يَا سَائِقَ كُلِّ قُوَّةٍ! وَ يَا سَابِقَ الْفَوْتِ! وَ يَا كَاسِيَ الْعِظَامِ لَحْمًا وَ مُنْشِرَهَا بَعْدَ الْمَوْتِ! أَسْأَلُكَ بِأَسْمَائِكَ الْحُسْنَى كُلِّهَا، وَ باسْمِكَ الْعَظِيمِ الْمَخْزُونِ الْمَكْنُونِ الَّذِي لَمْ يَطَّلِعْ عَلَيْهِ أَحَدٌ مِنَ الْمَخْلُوقِينَ، يَا حَلِيمُ ذَا أَنَاةٍ! يَا ذَا الْمَعْرُوفِ الَّذِي لَا يَنْقَطِعُ أَبَدًا وَ لَا يَنْحَصِرُ عَدَدًا، أَنْ تُفَرِّجَ عَنِّي السَّاعَةَ السَّاعَةَ، فَإِنَّهُ لَا صَبْرَ لِي عَلَى حِلْمِكَ يَا أَرْحَمَ الرَّاحِمِينَ! وَ صَلَّى اللهُ تَعَالَى عَلَى سَيِّدِنَا مُحَمَّدٍ وَ عَلَى آلِهِ وَ صَحْبِهِ وَ سَلَّمَ
'Rahmân ve Rahîm olan Allâh'ın adıyla! Her mülk sahibi aslında Allâh'ın mülküdür. Her izzet sahibine galip gelecek ancak Allâh'tır. Her kuvvet sahibi Allâh indinde zayıftır. Her cebbar (zorba) Allâh nezdinde küçüktür. Hiçbir zalimin Allâh'tan kaçacak yeri yoktur.
Ey bu nuskayı taşıyan kişinin düşmanları! Ey bunun cinlerden, insanlardan, şeytanlardan ve inatçı ifritlerden olan hasetçileri! Dâvud oğlu Süleymân (Aleyhimesselâm)ın mührü sizin ağızlarınız üzerinde olsun. lmrân oğlu Mûsâ (Aleyhimesselâm)ın asası sizin sırtınız üzerinde bulunsun. Sizin hayrınız gözlerinizin arasındadır, şerriniz ise ayaklarınızın altındadır. Size galip gelecek olan ancak Allâh'tır.
Ey Allâh! Sen beni kendisiyle izzet isteyenin zelil olmayacağı ve kendisiyle örtünenin perdesinin açılmayacağı o (şerleri) engelleyen korunaklı izzetinle aziz kıl.
Kelimeleriyle denize gem vuran (fermanıyla denizin karalara taşmasına engel olan) Zat'ı tesbih ederim. Hükmüyle Nemrûd'un ateşini Halîl İbrâhîm (Aleyhisselâm)dan söndüren Zat'ı (tüm noksanlıklardan tenzih ve) tesbih ederim. Azameti karşısında her şeyin alçaldığı Zat'ı tesbih ederim.
'Yönel, korkma, şüphesiz sen emniyette (güvende) olanlardansın.' (el-Kasas Suresi:31'den), 'Korkma! Zalimler güruhundan kurtuldun.' (el-Kasas Suresi:25'den), '(Düşmanın tarafından sana) yetişilmekten korkmayacaksın ve endişe etmeyeceksin.' (Tâhâ Suresi:77'den), 'Korkma, şüphesiz en üstün gelecek ancak sen olacaksın.' (Tâhâ Suresi:68'den), 'Korkmayın, şüphesiz Ben sizinle beraberim, işitirim ve görürüm.' (Tâhâ Suresi:46'dan)
Ey Allâh! Sen koruyan ve muhafaza eden o güzel perdenle ve takva sahibi dostlarını düşmanların olan kafirlerden kendisiyle koruduğun vikayenle, beni ve bu yazımı taşıyan kişiyi gecesinde ve gündüzünde, uyanıklık halinde, sefer ve ikametlerinde setreyle (bütün şerlilerden ört ve gizle).
Ey Allâh! Ona düşmanlık edene Sen de düşman ol, ona hile yapanın hilesine karşılık ver, ona kapan kuranı rüsvay eyle, ona düşmanlık ve şer murad edenin ateşini ondan söndür. Her türlü sıkıntı, gam ve darlığı ondan aç, gücünün yetmeyeceği ve takat yetiremeyeceği şeyleri ona yükleme, şüphesiz Sen Kendisinden başka hiçbir ilah bulunmayan, (varlığı) Hakk (ve sabit olup dualarımızı kabul etmeye layık) ve Hakîk olan Allâh'sın.
Ey her sesi işiten! Ey her azığı (muhtac olanına gönderip) sevkeden! Ey bütün kaçanları geçen! Ey (çürümüş) kemikleri ölümünden sonra diriltip onlara et giydirecek olan! Ey mühlet veren Halîm! Ey (hayırları) ebediyyen kesilmeyen ve adedi sayılamayan iyilik sahibi!
Ben Senden en güzel isimlerinin tamamı hürmetine, bir de mahlukatından hiçbirinin kendisine (kesin olarak) vakıf olamadığı o gizli ve saklı ism-i (azamı)n hürmetine benden bu sıkıntımı şu anda hemen açmanı istiyorum, şüphesiz ki (hasetçi düşmanlarıma karşı) hılmine (müsamahalı davranıp cezalarını vermemene) benim dayanacak gücüm yoktur.
Ey acıyanların en merhametlisi! (Duamı kabul eyle.) Allâh-u Te'âlâ, Efendimiz Muhammed'e, onun Ehli Beyti'ne ve ashabına salat-ü selam eylesin.'" Âmîn! [ed-Deyrabî, el-Mücerrabât, sh:73; eş-Şercî, el-Fevâid, sh:41-42; 'Alî ibnü Hasen el-'Attâs, el-Kırtâs, 2/21-22]
*** Bu koruma duasını, isteyenler vird olarak sabah-akşam yahut korkulu hallerde ve mekanlarda manevi himayeye erişmek için okuyabilirler veya üzerlerinde taşıyabilirler ki bu noktada üzerinde taşımak okumak kadar hatta daha ziyade tesirlidir. Zaten okuyacak durumda olmayan çocuklara, yaşlılara ve namazsız hallerinde olan kadınlara nuska olarak takılır.

Şu Kimselerle Dostluk ve Arkadaşlık Kur: 1- Seni Allah'a Yaklaştrsın. 2-Seni Dalaletten Kurtarsın, Doğru Yola Çeksin. 3-Seni Dünyaya Kul Köle Olmaktan Kurtarsın. 4- Ahiret Nimetlerini Sersin. 5- Seni Nefsin Esaretinden Kurtarsın, Hürriyete Kavuştursun. 6-Seni Yilanların, Akreplerin ve Hayvan Insanlardan Kurtarsın; Rahata, Huzura Kavuştursun. Hz. Pir Seyyid Abdülkadir El-Geylani (k.s.) Evladu Gavs'ul Azam

 


Azgın teke otunu keşfedin! Cinsel gücü öyle bir artırıyor ki... TÜRKİYE'DE AZGIN TEKE OTU OLARAK BİLİNEN FAKAT YABANCI KAYNAKLARDA 40'DAN FAZLA İSMİ BULUNAN BU BİTKİNİN CİNSEL GÜCÜ ARTIRAN ETKİSİ BULUNUYOR. İKTİDARSIZLIK VE YORGUNLUK İÇİN BİREBİR

 


Azgın teke otu insel iktidarsızlık, cinsel işlev bozuklukları, sürekli yorgunluk gibi durumların önüne geçilmesinde önemli faydalar sağlıyor. İnsan vücudunda afyodizyak etkisi yapması nedeniyle cinsel hayata olumlu fayda sağlayan azgın teke otu birçok kişi tarafından kullanılıyor.

AFRODİZYAK OLARAK OLDUKÇA ETKİLİ

İktidarsızlık problemleri ile mücadele eden erkeklere iyi bir destekçi olan azgın teke otu kadınlar için de orgazm artırıcı bir bitki.

EKLEMLER İÇİN GÜÇ VERİYOR

Kemik ve eklem ağrılarını gideren, kemiklere güç veren azgın teke otu belirli bir süre kullanıldığında bu ağrıları gideriyor. Menopoz dönemi sonrasında kadınlarda meydana gelen kemik kaybının azaltılabilmesi için de fitoöstrojen içeren azgın teke otu faydaları değerlendirilebilir.

AZGIN TEKE OTUNUN DİĞER FAYDALARI

  • Hafıza kaybına iyi gelir ve hafızayı güçlendirir.
  • Yüksek tansiyonu düşürmede en etkili doğal çözümlerden birisidir.
  • Kalp ve damar hastalıklarına karşı koruyucu etki gösterir.
  • Karaciğer problemlerinde doğal bir tedavi seçeneğidir.
  • Bronşit hastalığının belirtilerini hafifletmede kullanılabilir.
  • HIV/AIDS için en iyi önlem ve tedavi seçeneklerinden birisidir.
  • Osteoporoz gibi kemik sorunlarına karşı düzenli olarak tüketildiğinde etkilerini tam anlamıyla gösterebilir.
  • Bağışıklık sistemini kuvvetlendirici etkisi ile bilinir.
  • Erkeklerde sperm üretimini teşvik eder.

AZGIN TEKE OTUNUN YAN ETKİLERİ

Azgın teke otu dozajının kişilerin sağlık durumlarına, yaşlarına ve diğer birçok faktöre bağlı olarak değişkenlik gösterebileceği söylenebilir. Bunun dışında an itibariyle azgın teke otunun bilimsel olarak kanıtlanan herhangi bir doz aralığının bulunmadığı da ek olarak belirtilebilir ve bu nedenle bu otu tüketmek isteyen kişilere ürünle ilgili bilgi sahibi olan satıcılardan destek almaları ya da bir eczacı veya uzman bir doktora danışmaları tavsiye edilir.

AZGIN TEKE OTU NASIL TÜKETİLİR?

1 su bardağı kaynar suya 1 tatlı kaşığı epimedium(azgın teke otu)ilave edilip 5-10 dakika demlenir.
Ya da
Öğütülüp bala pekmeze karıştırılabilir. Alternatif Tıp

Bu kitap herkesin evinde olmalı

 

Peygamberimiz’i ve İslam büyüklerini ziyaret ve onlarla tevessül… Ali Eren Her sözüne itimat edilecek, kendisine salât ü selam getirilecek ve kendisiyle tevessül edilecek ilk kişi şüphesiz ki Peygamberimiz sallallâhü aleyhi ve sellemdir.

 

Allah indindeki derecesi de bütün yaratılanların derecesinin üstündedir. Onun için hem sevgili Peygamberimiz’le hem O’na tâbî olduğu için yüksek derecelere eren mübâret zatlarla kıyamete kadar tevessül edilebilir.
Tevessül, -bilindiği gibi- mübârek bir zatı vesile edinerek Allah’tan istekte bulunmaktır. Tevessül, hayatta olan kimselerle de olur vefat etmiş kimselerle de. Çünkü Peygamberler ve sâlihler vefat etmekle, Allah indindeki dereceleri yok olmaz. Sadece peygamberleri vesile edinip onların vesilesiyle Allah’tan istemenin câiz olduğunu, başkalarıyla tevessülün ise câiz olmadığını söylemek isabetli olmaz.
Buhârî’nin Enes radıyallâhü anh’den rivâyet ettiği bir hadisi şerifte bildiriliyor:
Peygamberimiz’in vefatından sonraydı. Kıtlık vardı. Hazreti Ömer, Peygamberimiz’in amcası Hazreti Abbas ile tevessül etmiş ve şöyle duâ etmişti: Yâ rabbi! Biz sana Resûlün Muhammed aleyhisselam ile tevüssül ederdik. Sen de size yağmur ihsan ederdin. Şimdi ise senin peygamberinin amcası ile sana tevessül ediyoruz. Bize yağmur ihsan buyur.”
Bunun üzerine bol miktarda yağmur yağmıştı.
Daha sonraki zamanlarda da asırlarca, ihtiyaçların giderilmesi için kabirlerdeki salih zatlarla tevessül edilmeye devam edildi. Zira müslümanlar inanırlar ki, Allah’ın bu has kullarının, rableri indinde bir değerleri olup bu kullar Allah ile kulları arasında vasıtadırlar.
Yukarıdaki hadisi şerifi delil getirerek, sadece hayatta olanlarla tevessül edilir, vefat edenlerle edilmez demek doğru olmaz. Nitekim müslümanlar İslam âlemindeki büyük zatların kabirlerini devamlı ziyaret etmekte, bu ziyaretlerle bereket ummakta, nitekim bekledikleri bereketlere de kavuşmaktadırlar. Çünkü Peygamberimiz gibi sâlihlerin bereketleri de hayatlarında olduğu gibi vefatlarından sonra da devam etmektedir.
Bir müslümanı ziyaret etmenin sevap olduğunu izaha lüzum olmasa gerektir. Sıradan bir müslümanı ziyaret etmenin mânevî mükâfatı olursa, Peygamberleri ve sâlihleri ziyaret etmenin haydi haydiye mükâfatı olacaktır. Nitekim Allah dostlarını ziyaretin sevap olduğunu bütün müslümanlar bilmektedirler. Bildikleri için de hayatta olmadığı için Peygamberimiz’in kabr-i şeriflerini, Allah dostu olarak bilip tanıdıkları zatların da kendilerini ziyarete giderler.
Allah dostlarının hayatlarıyla vefatları arasında hiç bir fark olmadığı da malum. Bunu düşününce, mübârek zatların kabirlerini ziyaret etmenin sevap ve fazileti de kendiliğinden anlaşılmış olucaktır.
Sâlihlerin kabirlerini ziyaret etmek, orada duâ etmek, onlardan şefaat istemek, dinin önderi âlimler tarafından kabul edilen şeylerdendir.
Bu ziyaretlerde alçak gönüllü ve acziyet içinde olunmalıdır. Kendisinin muhtaç ve âciz bir kul olduğu hatırdan çıkarılmaz. Günahların bağışlanması ve hacetlerin verilmesi için ziyaret edilen zat ile tevessül edilir. Onların rûhaniyeti ile Allah’ın rahmeti dilenir. Mâneviyat erbabı islam büyükleri, kendilerini vesile edinenleri geri çevirmezler. Onların ziyaretine gidenler boş gitseler dolu dönerler.
Vefat etmiş olsa da, ziyaret edilen İslam büyüklerinin ziyaret edenleri bildiğini unutmamak lâzımdır. Peygamberimiz, “Mü’min Allah’ın –kendisine bahşettiği- nuru ile bakar. Allah’ın nurunu da hiç bir şey perdeleyemez” buyuruyor. Bu kabiliyet hayatta olan mü’minler içindir. Kalbinde nur olan mü’min hayattayken böyle olursa, âhirete intikal ettiğinde nasıl olacağını düşünmek lâzımdır.
Bu biliş ve farkında oluş sadece ziyaret zamanına mahsus değildir. Nitekim hiç bir gün yoktur ki ümmetinin yaptıkları sabah-akşam Peygamberimiz’e arz edilmemiş olsun. Bunu ey iyi bilenler de yine bildiğimiz İslam büyükleridir. Onların halleri bizim için birer ölçüdür. Buna bir misal verelim:
Mâlikî mezhebinin imamı İmam Mâlik Hazretleri Resûlüllah’ı ziyaret için Medine’ye geldiğinde, binmesi için kendisine bir katır getirilmişti. Çünkü yürüyemiyordu. İmam Mâlik bu katıra binmedi ve şöyle dedi:
“Resûlüllah’ın mübârek ayaklarıyla bastığı bir yeri katırın ayaklarıyla çiğnemek bana l ayık değildir.”
Böylece Medine’ye Peygamberimiz’in kabri şeriflerine kadar iki ayağına elleriyle dayanarak zorla yürüyüp gitmişti.
Medine’ye Mescid-i Nebevî’ye geldiğinde, Resûlüllah’a doğru mu yoksa kıbleye doğru mu dönülmesi gerektiği sorulmuş, İmam Mâlik, “O senin ve baban Âdem Aleyhisselam’ın vesilesidir. Nasıl olupta yüzünü ondan başka bir tarafa çevireceksin?”
Peygamberlerle sâlih zatlar arasında, kendilerinden şefaat istemek ve onları vesile edinmek hususunda fark yoktur. Hepsi de câizdir. Peygamberlerle onlar arasında sadece mânevî derece farkı vardır. Peygamberlerin sâlih zatlardan üstünlüğünü bütün müslümanlar bilirler. Yine bilirler ki, peygamber olmayan hiç bir kimse peygamber derecesine ulaşamaz.
Hem Ibni Kemal diye anılan Şeyhulislam Kemalpaşazâde’nin 40 Hadis’inde hem de Sadrettin Konevî’nın 40 Hadis’inde geçen bir hadisi şerifin mânası şöyle:
Dünya işlerinde sıkıntıya düştüğünüz zaman kabir ehlinden yardım isteyiniz.
Bilhassa zamanımızda bazılarının buna hadis değildir, uydurmadır şeklindeki itirazları biliniyor. Ancak, bu itiraz sadece kendilerini bağlar. Bu itirazla kârları da bahsedilen mânevî yardımdan mahrum kalmaktan ibaret olur.
Kaldı ki, eserlerine bunu hadis kaydıyla alan zatlar, beynel ulemâ, ilimleri müsellem olan kimselerdir. Bir mâneviyat büyüğü olan Sadrettin Konevî Hazretleri olsun, Osmanlının en şâşâlı devrinde kendisine şeyhulislamlık makamı tevdî edilen İbni Kemalpaşa olsun, bu zatların yazdıklarına itiraz etmeden önce kendileri hakkında biraz değil, uzun müddet düşünmek icap eder.
Bununla ne demek istediğimizi yani şeyhulislamlığın ne derece büyük bir ilim istediğini biraz açmaya çalışalım:
İstanbul’daki Süleymânıye câmiinin ismini ve şanını, görmeyenler bile bilirler. Osmanlılar zamanında Süleymâniye’ye imam olabilmenin şartları o kadar ağırdı ki, bu şartlar tahminlerin üstündeydi. Ömer Nasuhi Bilmen gibi âlimleri hariç tutacak olursak, diyebiliriz ki, bugünün Diyanet İşleri Başkanları o zamanda yaşasalardı Süleymaniye câmiine imam olmaları çok çok çok zor olurdu…
Bunun üzerine şunu da bilelim: Süleymâniye’den üstte Ayasofya imamlığı var. Ondan sonra İstanbul kadılığı, ondan sonra Anadolu kazaskerliği, ondan sonra Rumeli kazaskerliği, ondan sonra da Şeyhulislamlık var…
İbni Kemal Paşa rahmetülllâhi aleyh öyle âlim bir zat ki, Osmanlı Devleti’nin yükselme devrinde şeyhulislamlık yapmıştır. Dünya işlerinde sıkıntıya düştüğünüz zaman kabir ehlinden yardım isteyiniz ifadesinin kitabına hadis kaydıyla alan işte böyle bir âlimdir…
Bu zatın maddî ilim cihetinden durumu bu. Bir de mânevî tarafı var. Kendisi zülcenâheyn/iki kanatlı idi. Müftissekaleyn idi. Hem insanlara hem cinlere fetvâ veren bir zattı. Türbesi Edirnekapı’dadır. Allah bizleri şefatına nâil eylesin. Âmîn…
Sadrettin Konevî Hazretleri ise Osmanlılardan önce yaşamıştır. Muhyiddin Arabî Hazretleri’nin övey oğludur. Şeyhulislam değildir ama, o da iki kanatlıdır. O da bir mâneviyat erbabıdır. Hem maddî hem mânevî ilimlerde ummandır…
Kaldı ki, Dünya işlerinde sıkıntıya düştüğünüz zaman kabir ehlinden yardım isteyiniz sözü hadistir diyen sadece bu iki zat da değildir. Mâneviyat büyüklerinin hiç biri, bu söz hadis değildir dememiştir.
Bunu inkar edenler, mâneviyatı da inkâr eden, inkâr ettiği için mâneviyat yoluna süluk etmeyen, etmediği için de kalbine bir damla olsun nur ve feyiz damlamamış olanlardır. Allah hidayet versin…
Islam itikadına göre, Allah’ın yarattıkları içinde en üstün varlık Peygamberimiz’dir. Peygamberimiz (s.a.v.) gökteki arş, kürs ve beyti ma’murdan ve yerdeki Kâbe-i Muazzama’dan efdaldir. Onun mübârek vücudunun bulunduğu yerin yani Medine’nin toprağı şifadır.
Evi/kabri ile minberinin arası cennet bahçelerinden bir bahçedir. O mekân cennete naklolunacaktır. Aynı zamanda orada yapılan her hayırlı iş ve yapılan ibâdet sahibine cennette bir bahçe kazandırır.