“Dünyâ hayâtı azdan daha azdır. Ona âşık olan, alçakların alçağıdır. O sihriyle bir topluluğu sağır ve kör eder. Böylece onlar ortalıkta şaşkın ve delîlsiz ortalıkta kalırlar.”
https://vimeo.com/tomorhoca
- Ana Sayfa
- İlahi – Kur`an -İslam – Din -Tasavvuf – Belgesel – Dua – Hadis – Tarih – Şiir – Vs… – بِسْمِ اللهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
- Dini bilgiler
- Hatim duası Türkçe Hatim Duası
- Ahmet tomor hoca sohbetleri
- suleymaniye
- Ruhlar kabirde hep kalır mı?
- Şehitlik ve Fazileti
- İslami Eğitim
- ALLAH (C.C.) 'ÜN SIFATLARI
- Ahmet Tomor Hocaefendi Sohbetleri
- Veysel Gürler
- Umman'dan Şifâlar
- İSLAMİ BİLGİLER KİTAP SOHBET SEYRET MULTİMEDYA
- Safakat İslami Forumları
- sadakat.net
- Ehl-i Sünnet Hanefi
- HAVAS İLMİ-MÜCERREBAT-I İLAHİ ŞİFACILAR
- Sağlığımızın müthiş şifreleri Sayfadaki tüm bilgiler bilgi amaçlıdır kullanım tercihi size aittir önce araştırın inceleyin doktorunuza danışın saygılar
- Sayfa ve guruptaki bilgiler bilgi amaçlıdır araştırın araştırmadan doktorunuza danışmadan kullanmayın sakın saygılar hepinize m.ulaş
- MUHTASAR İLMİHAL | Fazilet
- İLİM BÖLÜMÜ
- İmam Suyuti Camius Sağir
- Dini Sorular Molla Cami dini sorular ve cevapları
- incemeseleler
- "Nazar, deveyi kazana, insanı mezara sokar."
- YAVRULARIMIZA ELİF CÜZÜ ÖĞRETELİM. BİZLERDE TEKRAR EDELİM...
- Hadis-i Şerif
- FAZİLET TAKVİMİ
- mektebun
- faydalı
- medine
- Zi tuva kuyusu...
- Ali Eren Hoca
- *FATİHA SURESİNİN SIRRI..*
- "Kişi sevdiği ile beraberdir."
- *FATİHA SURESİNİN SIRRI..*
30 Mayıs 2020 Cumartesi
Hz. Osman'ın kılıcındaki sır ZÜLKARNEYN (A.S) KİMDİR? ORHUN KİTÂBELERİNDE GİZLENEN GERÇEK NEDİR? OSMAN GAZİ'NİN İLK ADI NEDİR, NASIL VE NİÇİN OSMAN OLMUŞTUR? KÂBE'NİN ANAHTARLARI KİME EMANET EDİLMİŞTİR? Bilindiği gibi Orhun Kitâbeleri Türk dünyasının bilinen ilk yazılı belgeleridir. Ancak yüzyıllardan beri gözden kaçan veya kaçırılan bir gerçek var ki, bu gerçek de o kitâbelerde gizlidir. Nedir bizim için çok önemli olan bu gerçek? Bu gerçeği meydana çıkarabilmek için Kur'an-ı Kerim'in Kehf Suresi'ne bakmamız gerekir. Çünkü asıl sır, Yüce Vahiy Kitabı Kur'an-ı Kerim'dedir. Şimdi Orhun Kitâbeleri'ne şöyle kısaca bir göz atalım: " Ben Türk Bilge Kağan; doğuda gün doğusuna, güneyde gün ortasına kadar, batıda gün batısına, kuzeyde gece ortasına kadar hep milletler bana bağlıdır. Bunca milleti hep düzene soktum, ilerlettim. Doğuya ordu sevk ettim. Bunca yerlere gittim. Tanrı (Tengri) yardım ettiği için milletime; gözle görülmeyen, kulakla işitilmeyen yerler kazandırdım. Tanrı buyruğu olduğu için, Devletli olduğum için size Kağan oldum. Tanrı yardım ettiği için dört yöndeki milleti derleyip topladım. Ey Türk Milleti; Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe, ilini, töreni kim bozabilir? Ey Türk Milleti, titre ve kendine dön!" Bilge Kağan meâlen ve orijinaldeki aslında şunları da anlatmaktadır: " Gittiğim yerlerde güneşin kavurduğu, güneşin battığı son millete gittim. Onların arasında hüküm verdim. Sonra dünyanın öbür ucuna, güneşin doğduğu yere vardım. Orada bulduğum milleti boyunduruğum altına aldım. Birbirileriyle olan çekişmelerine son verdim. Ordumla Tengri buyruğu olarak adalet getirdim. Tengri buyruğu olarak bunları yaptım…." Şimdi buraya kadar anlattıklarımız, asıl anlatacağımız konuya hazırlık için ön bilgilerdi: Şimdi, Kehf Suresi 85. Ayet ile başlayalım: " O DA BİR YOL TUTUP GİTTİ." Kehf Suresi 86. Ayet: NİHAYET GÜNEŞİN BATTIĞI YERE VARINCA, ONU KARA BİR BALÇIKTA BATAR BULDU. ONUN YANINDA (ORADA) BİR KAVME RASTLADI. BUNUN ÜZERİNE BİZ: EY ZÜLKARNEYN! ONLARA YA AZAP EDECEK VEYA HAKLARINDA İYİLİK ETME YOLUNU SEÇECEKSİN, DEDİK. Kehf Suresi 89. Ayet: SONRA YİNE BİR YOL TUTTU. Kehf Suresi 90. Ayet: NİHAYET GÜNEŞİN DOĞDUĞU YERE ULAŞINCA, ONU ÖYLE BİR KAVİM ÜZERİNE DOĞAR BULDU Kİ, ONLAR İÇİN GÜNEŞE KARŞI BİR ÖRTÜ YAPMAMIŞTIK. Kehf Suresi incelenirse açıkça: Bilge Kağan'ın anlattıklarının birebir aynısı olduğu ve Yüce Kitabımız Kur'an-ı Kerim'de bu konunun aslının nakledildiği görülecektir. Bilge Kağan Kitâbelerinde şöyle devam etmektedir: "Rahat hayata, zenginliğe, Çin'in ipeğine kanma! Milletime, altını, beyaz gümüşü kazandırdım. Hükmettiğim milletlere hakem olup, madenler erittim." Şimdi: Kur'an-ı Kerim'de Zülkarneyn (a.s)'den bahsedilirken; Zülkarneyn (a.s)'ın Allah'ın emri ile (buyruğu ile) bir ordu kurduğu, güneşin doğduğu yere bir yol tuttuğu, yine güneşin battığı yere, dünyanın öbür ucuna bir yol tutup gittiği, Allah'ın, O'na bu kavimler üzerinde; ister adalet ile hükmet, ister azap et yetkisi verdiği açık açık belirtilmektedir.Yine Zülkarneyn (a.s) kıssasında; Yecüc ve Mecüc isminde bozgunculuk yapan kavimden bahsedilmekte, bu bozguncuları Zülkarneyn (a.s) madenleri eriterek, set çekerek, engellediği anlatılmaktadır. Zülkarneyn (a.s)'ın özelliklerine baktığımızda; büyük bir orduya sahip olması, kendisinin büyük bir komutan olması, ordusuyla tüm dünyayı gezmesi ve Allah'ın emri ile gittiği her yere iyilik, adalet ayrıca Allah bilgisi ve töre götürmesidir. Özelliklere lütfen dikkat buyurun: Kudretli bir komutan, büyük bir ordu ve tüm dünyayı gezmesi…Özelliklere devam edecek olursak; Güneşin en doğduğu ve en battığı yere ve kuzey ve güneyin uçlarına kadar gitmesi. Ve aynı zamanda Allah'ın buyruğu ile gittiği yerlerdeki kavimlere adalet ve iyilik götürmesi… Şimdi bir de Bilge Kağan'ın yazıtlarda anlattıklarına bakalım: Aynı şekilde Bilge Kağan'ın (Bilge denmesi; bilgili, alim, erdemli bir insan olmasındandır.) Bilge Kağan da, tıpkı Zülkarneyn (a.s) gibi bir komutan olup, büyük bir orduya sahiptir. Ordusunun tıpkı Kehf Suresi'ndeki gibi (O da bir yol tutu
Türkler, aynı zamanda genel millet olarak; Hz.Ali'nin (Kerremallahu veche- Hiç puta tapmamış) sırrında bir kavimdir.
Atilla yazıtlarında geçen, Atilla Romalıları tarif ederken; "PUTA TAPAN KAVİMDİR" der ve şöyle devam eder; " IRKIMDAN OLAN PUTA TAPMAZ!"
Sanıldığı gibi Türkler Şaman olmamışlardır. Puta da tapmamışlardır. Varolduklarından beri tek Tengri, tek Allah inancına sahip olmuşlardır.
Yine yazıtlardan öğrendiğimize göre Türkler; Allah'ın en büyük Kudret olduğuna, yeri göğü yarattığına, yeri yeşerttiğine, öldüren ve dirilten O olduğuna inanmışlardır.... Biz burada konuyu kısaca ele alıyoruz.
ZÜLKARNEYN (A.S) BİLGE KAĞANDIR
Tarihin gizlediği ve bilerek gizlendiği bir sırdır….
Peki Bilge Kağan gerçekte kimdir? Biraz sonra o konuya geleceğiz, konumuza devam edelim:
Şimdi, Üstte gök çökmedikçe, altta yer delinmedikçe…Sözlerinin manalarına bir göz atalım.
Bu sözü söyleyen Bilge Kağan'dır. Şimdi Kehf Suresi'nde geçen Zülkarneyn (a.s)'ın özelliğinden bahsedelim. Zülkarneyn (a.s) Yecüc ve Mecüc isimli kavimin arasına set çeker. Yecüc ve Mecüc kıyamete yakın en büyük alamet olarak, yine Kur'an'nın ifadesine göre, seddi delecek ve bu kıyametin büyük alameti olacaktır. (Seddi delmek ve yerin delinmesi.) Bu ifadeler, daha öncede söylediğimiz gibi Kur'an-ı Kerim'in bir çok ayetinde kıyamet tarifinin neredeyse birebiridir. (Gök çökerse, yer delinirse kıyamet olmaz mı? Kur'an ifadesiyle yer beşik gibi sallanmaz mı? Güneş dürülmez mi?)
Bilge Kağan'da aynı ifadeyi o günkü anlayışa, o günden bugüne adeta kelimelere bir zaman yolculuğu yaptırarak anlatmıştır.
Zülkarneyn (a.s)'da, kendi yaşadığı dönemde, çağına hükmetmiş, kendi döneminde yapmış olduğu sed, kıyamete yakın delinmesi sebebiyle, bu çağa da hitap etmektedir. Konu çok daha detaylı olup mümkün mertebe biz kısaca anlatmaya gayret etmekteyiz.
Bu anlattıklarımızdan sakın bir ırkın öne çıkarılması yapılıyor sanılmasın. Anlatılmak istenilen açıktır. Türk ırkının, Türk Milleti'nin Rahmani olduğunun vurgulanmasıdır.
Önemli bir not düşecek olursak: Zülkarneyn (a.s); ordusuyla dünyanın her yanına gittiğinde, oradaki kavimlerden de ordusuna asker ve komutanlar katmıştır. Tıpkı Bilge Kağan'ın yaptığı gibi.Türk milleti de içinde barındırdığı tüm unsurlarla bir millettir.
Oğuz, Öğüz, Öküz: (Güçlü, dev boynuzlu manasına gelmektedir.)
Zülkarneyn ise Arapça'da; çift boynuzlu manasına gelmektedir.
Oğuz Kağan; Kendi döneminde, başına giydiği, boynuzları olan başlıkları ile ünlüdür.
Oğuz denmesinin bir sebebi de, çok güçlü olmasındandır.(Türk gibi güçlü!)
Kur'an-ı Kerim'de; Allah'a kurban edilecek kurbanlıklar arasında; keçi, koyun, deve, sığır sayılmaktadır. Bunlardan en makbulü, gücünden dolayı sığırdır. Koyun, keçi vs. göre daha güçlüdür...
İlahi esrariye de Allah'a kurban millet (gücünden dolayı) ; TÜRK MİLLETİDİR! (Ariflere)
Bilge Kağan acaba Oğuz Kağan mıdır?
(Unutmayalım ki, bilge lakabi bir isimdir, az önce de söylediğimiz gibi; Bilge denmesi; bilgili, alim, erdemli bir insan olmasındandır.)
BİLGE KAĞAN (OĞUZ KAĞAN) = ZÜLKARNEYN (A.S)
Şimdi gelelim ilahi mesaja:
Türk Millet'i ahir zamanda büyük rol oynayacaktır. (Ordusuyla, milletiyle, mayasıyla…) Gazi Paşa; bu sırrı, ariflere, birkaç kelimeyle şöyle ifade etmiştir:
"Muhtaç olduğun kudret damarlarındaki asil kanda mevcuttur!"
Burada anlatılmak istenen, üstte de anlattığımız gibi Türk Milleti'nin mayasıdır. O mayanın; bu milletin genlerinde, karakterinde –unutulmuş bile olsa- yukarıdaki sırrın, kudretin Allah'tan olduğu bilgisidir.
hun Kitâbelerinde tek Tanrı için; "Yeri yarattı, Gök'ü yarattı, ikisinin arasında kişiyi yarattı. Kişi Gök'teki Tanrı'ya yakardı, yakındı" der.
:tulip::rose::hibiscus:İYİLİK YAP DENİZE AT:bouquet::tulip::rose: Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri bir gün deniz kenarında gezerken bir Mecusî, yanına bol miktarda yem almış, denizdeki balıklara yem atarken aralarında şöyle bir konuşma geçer: - Ne yapıyorsun böyle? - Sevap kazanmak için balıklara yem atıyorum. - Senin sevap kazanman için, evvela îmân etmen lâzım. Sen Müslüman değilsin ki, hangi sevaptan bahsediyorsun? - Peki benim bu balıklara yem verdiğimi o bahsettiğin Allah görüyor mu? - O’nun bilmediği, O’nun görmediği bir şey yoktur. - Bu da bana yeter. Aradan 3-5 sene geçer, Cüneyd-i Bağdâdî hazretleri hacca gider, tavaf ederken bakar, deniz kenarında balıklara yem atan Mecusî de tavaf ediyor. Cüneyd-i Bağ-dâdî hazretleri sormuş: - Buralarda senin ne işin var? - O beni gördü. - Nasıl gördü? - Sen gittikten sonra içimde bir nûr parladı, baktım, balıkların hepsi Kelime-i şehâdet getiriyor. Ağaçlara baktım, Kelime-i şehâdet getiriyor, ben de Kelime-i şehâdet getirmeye başladım. Senin Rabbin beni gördü. O gör-düğü için de buraya geldim. Sana şöyle bir nasihatta bulunacağım: “İyilik yap denize at, balık görmezse Hâlık görüyor.” :tulip::rose::hibiscus:CUMANIZ MÜBAREK OLSUN:tulip::rose::hibiscus:
"Ya ben İstanbul'u ya da İstanbul beni alır” diyen Fatih; dünya imparatorluğunun merkezi İstanbul'u tam 53 gündür muhasara altında tutmaktadır. Nice imparator ve hükümdarların ele geçiremediği¸ boynu bükük ayrıldığı bu cennet belde¸ bir an önce hakiki efendisine kavuşmak için çırpınmaktadır.
28 Mayıs'ı 29 Mayıs'a bağlayan gecenin sabahına doğru¸ mehter “Gülbanklar” vurmaya koyulmuş¸ Haliç mum ışığı içinde kendinden geçmiş¸ tekbir sesleriyle dalga dalga yıkanmakta ve yeni bir günün doğuşunu beklemektedir.
Top atışlarından sonra �Allah Allah' sesleriyle ileri atılan koç yiğitler herkesten önce surlardan yağan ölüme rağmen burçlara çıkmak ve sancağı dikmek için yarışmaktadırlar. Ölüme gülerek koşan bu yiğitler arasında Peçevi'nin “Adam Ejderhası” olarak vasıflandırdığı Bursa'nın Ulubat köyünden Hasan da bulunmaktadır. Bir elinde kılıcı¸ bir elinde sancağı şahlanmıştı ve kulaklarında Fatih'in bir akşam evvel irâd ettiği (söylediği) büyük nutkun sözleri tane tane uğulduyordu.
Hasan¸ Bursa'nın Ulubat köyünden Hasan isminde bir sipahinin oğludur. II. Murad Bulgaristan'ı altüst ettiği sıralarda 1444'te Varna Kalesi'nde mahsur kalmıştı. Yiyecekler azalmış¸ yardım da gelemez olmuştu. Muhasarayı yarmaktan başka çare yoktu. Bu işi kim nasıl yapacaktı? Sultan Murat düşünmeye başladığı sırada karşısına dikilen Dalkılıç Hasan:
� Sultanım¸ bana ruhsat verirsen bu muhasarayı yarıp geçerim. Velakin benim de sizden bir isteğim vardır.
� Nedir söyle?
� Sultanım benim Ulubat köyünde Hasan adında bir oğlancığım vardır. Eğer bu savaşta esir veyahut şehit düşer kalırsam¸ onu sana emanet ederim¸ bulup koruyasın.
Sultan Murat:
� Arzun buysa kolaydır. Gözün arkada kalmasın.
Hasan muhasarayı arkadaşlarıyla yarmış¸ fakat şehadet şerbetini içmişti. Ordu zaferle Edirne'ye döndükten sonra Ulubat'a derhal adamlar gönderilmişse de öksüz yavrucak bulunamamıştı.
Murat Gazi bu haber üzerine çok müteessir oldu; verdiği sözü yerine getiremediği için üzüldükçe üzülüyordu. Son nefesini vereceği bir gün¸ oğlu Mehmed'e (Fatih) olayı anlatarak Hasan'ı bulup koruması için vasiyet etti. Genç Sultan bir yandan fetih hazırlıklarıyla uğraşıyor¸ bir yandan da Hasan Ağa'nın oğlunu araştırıyordu.
Zaman zamanı yemiş¸ yıllar yılları kovalamış¸ bütün bu gelişmelerden habersiz Hasan da bir koç yiğit olmuştu.
Uzun boylu¸ yirmi yaşlarında var yok olan Hasan¸ Osmanlı ordusunda bir nefer olarak bulunuyordu. Kalkanı başına siper yapmış¸ kendisini takip eden otuz kadar yiğitle ileri atılmıştı. Üzerlerine ok ve taş yağmur gibi yağıyordu. Elden ele uçurulan sancak Ulubatlı'ya kadar gelmişti ve Hasan¸ sancağı çıktığı burcun üzerine dikmişti. Bu sırada insan gövdesi büyüklüğünde bir taş¸ cengâverin başı ve sırtı üzerine düşmüştü. Bu arada vücudunun çeşitli yerlerine 30 kadar ok saplanmıştı. Hasan¸ son nefesini vermeden önce burç üzerinde sallanan bayrağa baktı. Dudaklarında beliren bir tebessüm ile görevini yapmış insanların huzuru içinde ruhunu teslim etti.
Ulubatlı Hasan'ın şehit olmadan diktiği bayrak¸ Türk askerlerini coşturmuş¸ hedefleri birer birer ele geçirerek bir sel gibi şehre akmaya başlamışlardı.
Fatih¸ sabah namazını henüz kılmıştı ki¸ şanlı sancağımızın Topkapı Surları üzerinde dalgalandığını görünce sevinç ve şükür gözyaşları dökmeye başladı. Sancağı surlara diken yiğidin bir an önce bulunup huzuruna getirilmesini emretti. Fakat huzura getirilen¸ Hasan'ın oklarla delik deşik olmuş cansız vücuduydu.
Dizlerinin bağı çözülen Fatih¸ güçlükle cesedin üzerine eğildi. Hasan'ın kana bulanmış boynunda sallanan künyesinin üzerindeki “Hasan oğlu Hasan Ulubat” kaydı Fatih'i heyecanlandırıp kendinden geçirdi ve o anda babasının vasiyetini hatırladı. İstanbul'u her dolaştığında yanındakilere: “Eğer sultan olmasaydım¸ Ulubatlı Hasan olmak isterdim.” diyen koca Hünkâr¸ mübarek cesedin üzerine kapanarak:
� Şehit oğlu şehit. Ben seni yıllar yılı aradım. Sonunda böyle mi bulacaktım¸ diyerek hüngür hüngür ağladı.
Topçular Cibali semtine gülle atmaya başlarlar. Fakat atılan güllelerin çoğu yere düşmeden geri gelmektedir. Hiç biri bu işe akıl sır erdiremez. Atılan her gülle yere düşmeden havadan tekrar suya geri düşmektedir. Bu sebepledir ki fetih iki aya yaklaşan bir süreye rağmen gerçekleşemez. Bizans’ın bu kadar gücü olmadığını Osmanlı ordusu bilmektedir. Dayanabilmesinin sırrı ne olabilir diye düşünmeye başlarlar. İşte bu büyük Veli'nin “Gavurcuklarım” diye bağrına bastığı o cemaate duyduğu büyük sevgi sebebi ile var gücünü gösterip atılan gülleleri havada eli ile yakalayıp tekrar suya göndermesidir. İslam anlayışının Cihana şumul sevgisini gösteren bu gerçek, İstanbul'da bir semte adını veren “Cibali Baba'nın” bir kerametidir. Keramet Yüce Mevlâdan olup onun ikram etmesi ile olur. Kuşatmanın uzamasından çok sıkılan Sultan Mehmet, bu hakikati Allahın kendisine ihsan etmesi ile büyüklerine danışıp Cibali Babaya elçiler gönderir. Bu işten vazgeçmesini, başka türlü fethin gerçekleşemeyeceğini bildirir. Ama Cibali Baba kararlıdır. O gavurcuklarım dediği, kendisini seven, aynı semtte birlikte yaşadığı evlatlarını korumak la görevli hisseder kendini. Bunun üzerine Sultan Mehmet ve Akşemseddin Hazretleri bütün geceyi dua ederek geçirirler. “Ya Rabbi! Ya benim ruhumu kabzeyle, ya da onun ruhunu kabzeyle yoksa Fethi gerçekleştiremeyeceğim” diye dua eder. İşte nasıl Allah’a yakarıp bir dua etmiştir ki bu mübarek dua Hakkın katında kabul edilip bütün duaların önüne geçmiştir. Cibali Babanın o gece Ruhu kabzolur ve fetih Sultan Mehmet’e nasip olur. Cibali Babanın gâvurcuklarına duyduğu insani sevgi ile ölümü hiç düşünmemesi, Fatih Sultan Mehmet’in dua ile ruhunun kabzedilmesini isteyecek kadar İstanbul aşkı.
29 Mayıs 2020 Cuma
Osmanlı’nın Ağaç Sevgisi....Peygamber Efendimiz (s.a.v.), “Elinizde bir ağaç fidanı varsa, kıyamet kopmaya başlasa bile, eğer onu dikecek kadar vaktiniz varsa, mutlaka dikin.” buyurmuşlardır. Osmanlı padişahları da Efendimiz’in yolundan gittiler. Orman ve ağaçlara gerekli itinayı gösterdiler. Fetihten sonra Fatih Sultan Mehmed’in ve hocası Akşemseddin Hazretleri’nin bizzat elleriyle servi ağacı diktiğini, tarihî vesikalardan öğreniyoruz. Sultan Mehmed’in, “Atam Dedem Kanunu” dediği Kanunnâmesi’nde ağaçlarla ilgili hükümler vardı. Osmanlı’nın ağacın üstüne nasıl titrediğini, yabancı seyyahların, elçilerin yazdıkları eserlerde de görürüz. İngiliz kadın seyyahlardan Lady Craven, ecdadımızın ağaç sevgisinden şöyle bahseder: “Türkler tabiat güzelliklerine o derece hürmet gösterirler ki, eğer ev kuracakları yerde bir ağaç varsa, ağacı asla kesmez, evi ağacın çevresinde inşa ederler. Çatıda da ağacın büyüyüp gelişebilmesi için kocaman bir delik bırakırlar. Bu tür evler Türklerin övünç kaynağıdır.”....Yazının tamamını Yedikıta Dergisi 139. sayısından (Mart 2020) okuyabilirsiniz.
Ayasofya camii! 55 mt yükseklik108 sütun ile 40 ,i Birinci diğerleri ikinci kattadir. kırk penceresiyle, 7 bin kandille samdanla aydınlatılan,40 ton gümüş kullanılmış,(haçlı seferinde yağmalanmistir.) Minberin sağında ki sütunlar farklıdır,her sütun ve mermerler farklı ülkelerden gelmistir.burada bir el izi vardır kime ait olduğu bilinmez.10 bin işçiyle 5 yılda yapılan Ayasofya camii'ni yaptıran zat: Süleyman a.s. min yaptığı Mescidi aksa'ya Süleyman mescidinde rakip olarak yapmış içeri girerek seni yendim Süleyman demiştir. Fetihten sonra ilk cuma namazı kilinmadan cuma namazı kılınırken imam kipleyi göremediği için uckere tekbir alırken Hızır as. Bir direğe parmağını sokarak kiplesini verirken dışarda bir hiristiyan kadının Ayasofya dönüyor demesi üzerine bırakmıştır. Ayasofya nin kiple çubuğu Mescidi aksa'dan geçerek direk kabeyi bulan en düzgün kıplesi olan camilerdendir. Zîrâ imam Hızır'in kıpleyi değiştirmesi,duzeltmesiyle imam kabeyi üçüncü tekbir de kabeyi karşısında görerek Cum'a namazını kildirmistir.
♦️Vatandaş miting meydanında c.baskanina büyük bir hevesle, arzuyla, iştiyakla, yılların hasreti özlemi ve bekleyişi ile, hiç bir liderden beklemediği tam bir güven ve tam bir ümitle AYASOFYA!!! AYASOFYA!!! nârâları atarak açılmasını talep ediyor.
♦️Vatandaş miting meydanında c.baskanina büyük bir hevesle, arzuyla, iştiyakla, yılların hasreti özlemi ve bekleyişi ile, hiç bir liderden beklemediği tam bir güven ve tam bir ümitle AYASOFYA!!! AYASOFYA!!! nârâları atarak açılmasını talep ediyor.
👉Ve C.baskanı cevap veriyor;
**Sultanahmet'i siz önce bir doldurun, ondan sonra ona bakarız...
**Yan tarafta Sultanahmet'i doldurmayacaksın, AYASOFYA açılsın diyeceksin...
**Büyük Çamlıca camisini yaptık, 4 tane 5 tane AYASOFYA eder...
♦️C.baskanının verdiği bu cevap bana Nasrettin hocanın bir fıkrasını hatırlattı;
♦️Nasreddin Hoca birinden borç istemiş, adam sormuş: “Hocam borcunu ne zaman ödeyeceksin.” Hoca, “Diken alacağım onları koyunların geçtiği yerlere dikeceğim. Yünleri dikenlere takılacak, ben yünleri toplayacağım sonra onları ip yapıp pazarda satacağım ve borcumu ödeyeceğim” demiş. Adam gülünce hoca cevabı yapıştırmış: “Hazır parayı gördün gülüyorsun.”
"KALMAK İSTEYENİN NEDENİ, GİTMEK İSTEYENİN BAHÂNESİ ÇOK OLUR" demiş eskiler...
♦️Tarafsız, özgür bir iradeyle, duygusallıktan uzak ipoteksiz, evrilmemiş berrak bir tefekkür ile düşündüğümüzde mevcut iktidarın AYASOFYA'yı açma gibi bir planlarının asla olmadığını hem kavlî hemde fîlî icraatlerinden anlamak zor değil..
♦️Soruyorum size;
👉"Eşcinsellerin haklarida gözetilmeli" diyerek eşcinselliğe yasal güvence veren birine sizce hz ALLAH AYASOFYA'yı açmayı nasip edermi..?
👉Hz ALLAH haram kıldığı halde domuzu ve zinayı suç olmaktan çıkaran birine hz ALLAH AYASOFYA'yı açmayı nasip edermi..?
👉Hz Fatih'in vakfiyesi AYASOFYA'nın Topkapı sarayı ve kutsal emanetlerin işletmelerini ve tüm güvenlik sistemlerini 9 yıllığına islam ve müslüman düşmanı yahudilere teslim eden birine sizce hz ALLAH AYASOFYA'yı açmayı nasip edermi..?
AYASOFYA AÇILMADIĞI SÜRECE TÜRKİYE HÂLÂ İŞGAL ALTINDA DEMEKTİR.
TAM BAĞIMSIZ BİR TÜRKİYE İÇİN, ÜLKEMİZ ÜZERINDEKİ LÂNETİNİN KALKMASI İÇİN AYASOFYA MUTLAKA AMA MUTLAKA AÇILMALIDIR.
Hilmi özer



