6 Eylül 2020 Pazar

Susmanın Sevabı Dilin zararları çoktur ve bu zararlardan korunmak da zordur. En iyi çare susmaktır. İnsan zaruret miktarından fazla konuşmamalıdır. Peygamberimiz buyuruyor ki: “Susan kurtulmuş tur.” Yine Peygamberimiz buyuruyor ki: “Susmak hikmettir, fakat susanlar ne yazıkki, azdır.” Abdullah b. Süfyan diyor ki: Babam, Resulü Ekrem’ e sordu: ” İslamiyet hakkında bana öyle bir şey öğretki, artık başkasına bir şey sormama lüzum kalmasın.” Peygamberimiz buyurdu ki: “Allah’a inanalım da, sonra da doğru yolu takip et .” Babam: “En çok neden çekineyim” dedi. Resulü Ekrem dilini gösterip “Buna sahip ol” dedi. Ukbe b. Amir Peygamber efendimizden sordu: “Kurtuluş çaresi nedir?” Peygamberimiz: “Dilini tut . Evinde otur ve hatalarına ağla.” buyurdu . Peygamberimiz buyuruyor ki: ” İki çenesi ile iki bacağı arasında bulunanlar hususunda bana kefalet veren kimsenin, bende cennete girmesine kefil olurum.” Peygamberimiz buyuruyor ki: “Midesinin, cinsel organının ve dilinin kötülüğünden korunan kimse, bütün kötülüklerden korunmuş olur.” İnsanları mahveden bu üç şeydir. Midenin ve cinsel organın kötülüklerini yazdık. Şimdi de dilin zararlarını anlatacağız. Peygamber efendimize: ” İnsanların en çok cennete girmelerine sebep olan amel nedir?” diye sorulduğunda Peygamberimiz, “Allah korkusu ne güzel huy” diye cevap verdi. Tekrar sordular: ” İnsanları en çok cehenneme götürecek günahlar nelerdir?” Şöyle buyurdu: “Ağız ve cinsel organ boşlukları“ Muaz b. Cebel sordu: “Ya Resulallah, hangi amel daha üstündür.” Peygamber efendimiz dilini çıkararak eliyle dilini tutup gösterdi ve bundan kurtulmanın en büyük amel olduğunu anlatmak istedi. Peygamberimiz buyuruyor ki: “Kişinin kalbi doğru olmadıkça imanı doğru olmaz. Dili doğru olmadıkça da kalbi doğru olmaz.” Peygamberimiz buyuruyor ki: “Selamette kalmayı arzu eden, sükuta devam etsin.” Peygamberimiz buyuruyor ki: “ İnsanoğlu sabah kalktığında bütün organları diline şöyle derler. Bizim için Allah’tan kork. Zira sen doğrulur, doğruyu söyler, doğru yolda olursan hepimiz doğrulur, selamette oluruz. Şayet sen eğrilirsen hepimiz eğriliriz.“ Hz. Ömer (R.A.), Hz. Ebu Bekir’in (R.A.) eliyle dilini çekip çevirdiğini görünce “Ne yapıyorsun” diye sordu. Ebu Bekir şöyle dedi: ” Başıma ne geldiyse bunun yüzünden gelmiştir. Zira peygamberden şöyle duydum: “Vücudun her parçası yaptıklarından ötürü dili Allah’a şikayet eder.” İbni Mesut Safa tepesinde telbiyeden sonra şöyle derdi: “Ey dil! Hayırlı şey söyle ki faydalanasın. Kötü şey söyleme ki pişmanlık duymadan selamet bulasın.” Bu sözü duyanlar: “Bunu kendinden mi çıkardın yoksa bu hususta bir duyduğun mu var” dediler. Şöyle dedi: Peygamberimiz buyuruyor ki: “ İnsanoğlunun hatalarının çoğu dilindendir.” Peygamberimiz buyuruyor ki: “Dilini koruyan kimsenin kusurlarını Allah örter. Öfkesine hakim olan kimseyi Yüce Allah azabından korur. Allah’tan özür dileyenin özürünü Allah kabul eder.“ Peygamberimiz buyuruyor ki: “Yüce Allah’a kendini ölmüş sayarak ve onu görüyormuş casına ibadet et . İsterseniz bütün bunları içine alan daha önemli bir şeyi size hatırlatayım: “Dilinizi tutun.” Peygamberimiz buyuruyor ki: “Size ibadetin en kolayını ve vücut için en hafif olanını söyliyeyimmi? Susmak ve güzel ahlak.” Peygamberimiz buyuruyor ki: “Yüce Allah’a ve kıyamet gününe inanan kimse, ya hayır konuşsun veya sussun.” İs a (A.S.)’a “Bizi cennete götüren şeyi söyleyin” dediler. “Hiç konuşmayın” buyurdu . “Buna imkan yok” dediler. “O halde hayır şeyler söyleyin” dedi. Süleyman (A.S.) diyor ki: “Söz gümüş , sükut altındır.“ Bir bedevi Peygambere gelerek: “Ya Resulallah, beni cennete götürecek bir amel bana öğret .” dedi. “Aç doyur, susuza su ver, iyiyi emret , kötülükten alıkoy. Bunlara gücün yetmezse, hayırlı olmayan söz söyleme.” Peygamberimiz buyuruyor ki: “Hayır olmayan her sözü söylemekten kaçın.” Peygamberimiz buyuruyor ki: “Suskun ve vakarlı gördüğünüz mümine yaklaşınız. Zira onun bu hali hikmet telkin etmektedir.“ Peygamberimiz buyuruyor ki: ” İnsanlar üç kısımdır. Bir kısmı karda bir kısmı selamette bir kısmı da felakettedir. Karda olanlar Allah’ı zikredenlerdir. Selamette olanlar diline sahip olanlardır. Felakette olanlar ise batıl ve boş sözlere dalanlardır.” TABERANİ Peygamberimiz buyuruyor ki: “Müminin dili kalbinden de ötedir. Bir şey söyleyeceği zaman önce onu düşünür. Sonra konuşur. Münafık ise aksine, dili kalbinin önündedir. Bir şey söylediği zaman düşünmeden söyler.” HASAN BASRİ Peygamberimiz buyuruyor ki: “Çok konuşanın hataları çok olur. Hataları çok olanın günahı çok olur. Günahı çok olana yakışan da ateşdir.” İBNİ ÖMER Ebu Bekir (R.A.) konuşmamak için ağzına çakıl taşı koyar “Başıma bütün felaketler bunun yüzünden gelmiştir” derdi. Abdullah İbn Mesud (R.A.) diyor ki: “Allah’a yemin ederim ki, dilden daha çok uzun süre tevkife muhtaç olan bir şey yoktur.” Tavus diyor ki: “Dilim öyle yırtıcı bir hayvandır ki, onu bırakırsam hemen beni mahveder.“ Evzari diyor ki: – Ömer b. Abdülaziz bize gönderdiği bir mektupta şöyle demişti. “Bilin ki ölümü çokça hatırlıyan kimse, az dünyalık ile yetinir. Sözünün de ameline dahil olduğunu bilen, az konuşur ve ancak lüzumlu sözleri söyler.” Muhammed b. Vasi diyor ki: Dili korumak altın ve gümüşü korumaktan daha zordur. Hasan Basri diyor ki: “Bir gün muaviye adamlariyle konuşuyordu. Adamlarından her biri bir şeyler söyleyip duruyordu. Yalnız aralarında bulunan Ahmet b. Kays susmuş dinliyordu. Bunu farkeden Muaviye “Sen niçin konuşmuyorsun?” dedi. Ahnef şunları söyledi: “Yalan konuşursam Allah’tan, doğru konuşursam senden korktuğum için susuyorum.“ Ebu b. Ayyaş diyor ki: “Bir defasında Hind, Çin, Kisra ve Kayser hükümdarları bir yerde buluşup sohbet ettiler.” Birincisi dedi ki: “Ben konuşmadığıma değil, konuştuğuma pişman olurum.” İkincisi: “Ben bir söz söylediğim zaman onun kumandası altında girerim. Fakat konuşmadığım zaman söz benim hakimiyetim altındadır.” Üçüncüsü: “Döndüğü zaman kendisine zarar veren, dönmediği zaman da kendisine bir şey kazandırmayan konuşmayı yapan insana şaşarım.” Dördüncü de şöyle dedi: “Konuşmayı reddetmek, söylediğini reddetmekten daha kolaydır.” SORU: Konuşmaktan kaçınmanın bu derece üstün olması neden ileri gelir? CEVAP: Konuşmanın yalan, hata, çekiştirme, söz gezdirme, iki yüzlülük, bozgunculuk, kendini övme, boş şeylere dalma, kıskançlık ve kinden başka izah etme, fazlalaştırma, incitme, şerefe dokunma gibi ek birçok zararları vardır. İnsan konuşmaktan kaçınmakla işte bu kadar çok zarardan kurtulmuş olur. Dil bu zararları işlerken rahattır, üstelik gönül de bundan hoşlanır. Zira şeytan insanı buna teşvik eder. Bunlara bir kez dalan kimse artık kendisini kolay kolay kurtarmaz. Onun için susmakta fayda vardır. Üstelik fazla konuşmaktan kaçınan kimse daha fazla düşünme imkanını bulur, ağırbaşlı olur. zikir ve ibadete fazla zaman ayırabilir. Dünyada dedikodudan ahirette ise bunların hesabını vermekten kurtulmuş olur. Yüce Allah buyuruyor ki: “Her ne söz söylerse mutlaka yanında hazır bir gözcü vardır.” KAF SURESİ, Ayet : 18 Ağızdan çıkan sözleri dört kısma ayırmak mümkündür. 1. Kısım: Yalnız zarardır. 2. Kısım: Yalnız yarardır. 3. Kısım: Kar ve zarar karışıktır. 4. KISIM: Ne kar ne de zarardır. Yalnız zarar olan sözleri söylemenin kötülüğü apaçıktır. Ne kar ne de zarar olan sözlere gelince, bunlar da vakit öldürmeye sebep oldukları için terk etmekte fayda vardır. Görüldüğü gibi sözlerin dörtte üçlük kısmı gitti. Geriye ancak sözlerin dörtte birini teşkil eden yararlı kısmı kaldı. Bunlar da yine tehlike vardır. Zira bu tür sözlere de gösteriş , iki yüzlülük, gıybet gibi şeyler hiç farkında olmadan karış abilir. O halde bundan bile insan için tehlike vardır. Kaynak : Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

 Ebû Zer (R.A.) diyor ki:

“En yoksul günümü size bildireyim mi? En yoksul günüm, mezara konduğum gündür.”
ÇOCUK BÜYÜTMEK VE TERBİYE ETMEK
Çocuk terbiyesi, üzerinde önemle durulması gereken bir konudur.
Çocuk,anne babanın yanında ilahi bir emanettir. Çocuğun kalbi saf temizdir.
Kendisine verilecek herşeyi almaya hazır ve her türlü işleyişe müsaittir.
Kendisine iyi şeyler söylenir ve iyi şeyler yaptırılırsa, çocuk iyi bir insan olarak yetişir, dünya ve ahirette mesut olur. Çocuğu iyi yetiştiren ana-baba ve öğretmenleri de çocuğun işleyeceği sevaplara ortaktırlar.
Çocuğun terbiyesine bakılmaz kötü işlere itilir ve ihmal edilirse, çocuk daha da kötüleşip felakete sürüklenir. Ana-baba ve öğretmeni onun kötülüklerine de ortaktırlar. Zira, Yüce Allah buyuruyor ki:
“Ey iman edenler! Kendinizi ve çoluk – çocuğunuzu cehennem ateş inden koruyunuz.”TAHRİM SURESİ, Ayet : 6
Terbiye, çocuğu dünyada felaketlerden koruduğu gibi, ahirette de ateşten korur. Çocuğu korumak, ona güzel terbiye verip temizlemek, ahlaki faziletler öğretmek kötü arkadaşlardan uzak tutmak, sürekli zevk – sefa içinde bulundurmamak ve onu refah ve dünyalık değerlere düşkün kılmamaktır. Zira eğer dünyevi değerlere ve refaha alışırsa büyüdüğü zaman onları elde edebilmek için ömrü boyunca peşlerinden koşar ve ebediyyen mahvolur gider. Onun için daha ilk günlerden çocuğun terbiyesine önem vermek gerekir. Süt annesi helal yiyen dindar bir kadın olmalıdır. Zira haramdan meydana gelen bir sütten hayır gelmez.
Altı – yedi yaşlarına gelen çocuk artık kontrol altına alınmalıdır. Bu yaşlarda artık çocukta utanma duygusunun belirtileri başlamalıdır.
Çocuğun utanarak kendini büyüklerden sayıp bazı işlerini terk etmesi, akıl nurunun parlamaya başladığını gösterir. Bu sayede bazı şeylerin çirkin olduğunu farkeder ve onları yapmaktan çekinir. Bu anlayışa sahip olma Yüce Allah’ın bir lütfudur. Aynı zamanda kalbinin temizliğini ve ahlakının itidalini gösterir. Ar sahibidir diyerek utanma duygusuna sahip olan çocuğun terbiyesini ihmal etmemek gerek.
Çocukta meydana gelen ilk duygu yemek hırsıdır. Çocuk önce bu hususta terbiye edilmelidir. Yemeğe besmele ile başlaması, sağ elle ve kendi önünden yemesi, başkalariyle yemek yerken sofraya ilk oturanın o olmaması, başkasından önce yemeğe başlamaması gibi. Çocuğa önüne gelenle yetinmesi, temiz yemek yemesi ve fazla obur olması öğretilmelidir.
Elbise konusunda da beyaz elbise giymeye teşvik edilmeli, fazla süslü ve renkli elbiseler giydirilmemelidir. Erkek ve kadın kıyafetlerinin farklı olduğu söylenmelidir. Çocuk zengin ve şatafatlı elbise giyen kimselerin yanına gönderilmemelidir. Eğer çocuk yetişme çağında ihmal edilirse ahlakı bozulur ve yalancılık, kıskançlık, hırsızlık vs . gibi kötü huylar edinir.
Sonra çocuk okula verilir. Okullarda Kur’an okumayı, İslam büyüklerinin yaşama biçimlerini ve durumlarını öğrenir. Böylece içine iyi insanlara karşı duyması gereken sevgi ve merhamet tohumları ekilmiş olur. Aşk ve macera eserlerinden uzak tutulmalıdır. Zira bunlar çocuğun kalbine fesat tohumları ekerler.
Çocukta güzel ahlak ile ilgili iyi bir hareket görüldüğü zaman takdir edilmeli ve mükafatlandırılmalıdır. Başkaları yanında da iyi hareketlerinden dolayı övülmelidir. Zira bu tür şeyler çocuğu iyiliğe teşvik eder. Çocuğun bazen yaptığı hatalı hareketleri de görmemezlikten gelmek gerekir. Hele çocuk yaptığı kusurunu gizlemeye kalkışırsa bunu tamamen görmemezlikten gelmek icab eder. Aksi takdirde çocuk “Nasılsa bi kusurumu herkes biliyor” diyerek onu devamlı işlemeğe ve giderek huy edinmeğe başlar.
Eğer görmemezlikten gelinen kusurunu tekrar ederse gizlice azarlamalı ve bu kötü hareketin zararları kendisine açıklanmalıdır. Sık sık azar ve tenkit ten de kaçınmak gerekir. Zira bu durum, çocuğun azar ve tenkitleri dinlememesine sebep olur. aynı zamanda verilecek öğütlerin de etkisini azaltır.
Baba çocuğuna karşı ağır davranıp seyrek olarak kınamalıdır ki anne çocuğunu babasıyle korkutup kötülüklerden alıkoyabilsin. Çocuğun yatak, giyecek ve yiyeceğinden lükse kaçmamak gerekir. Zira bunlara alışırsa, vazgeçmesi zor olur.
Çocuğun gizli şeyler yapmasına müsaade edilmemelidir. Zira gizli yaptığı kusurlar onda alışkanlık olur, sonra açığa yapmağa başlar.
Günün belirli saatlerinde beden eğitimi ile ilgili gerekli hareketler yapmalıdır. Aksi takdirde vücudu yeteri gibi gelişmez ve tembel olur.
Eğitim yaparken gücünün kaldıramayacağı ve zararlı olabilecek aşırı hareket lerden kaçınmalıdır.
Ana-babasının varlığıyle, zenginliğiyle, giyim ve okul araçlarının çokluğuyla veya başka meziyetleriyle arkadaşlarına üstünlük taslaması gerektiği öğretmeli, aksine çocuklarla eşit olması, alçak gönüllü davranması, onlara ikramda bulunması icab ettiği söylenmelidir.
Çocuk hoşuna giden herhangi bir şeyi başkasından isteyip almamalıdır.
Hele itibarlı birinin çocuğu ise, buna hiç yaklaşmamalı, üstünlüğün almak
değil vermek olduğu kendisine öğretilmelidir. Fakir çocuğa da başkalarından bir şeyler istemenin, onlara boyun bükmenin kötü bir şey olduğu, bu hareketin insanlara yakışmadığı söylenmelidir.
Sonuç olarak çocukları aşırı derecede paraya tutkun olmaktan uzaklaştırmalı, böyle bir tutkunun çok kötü ve tehlikeli olduğu anlatılmalıdır. Zira paraya tutulma hastalığı, zehirin etkisinden daha kuvvet lidir.
Çocuğa toplantılarda şu hususlara dikkat etmesi gerektiği öğretilmelidir.
a) Sümkürüp tükürmekten sakınmalı,
b) Başkasının yüzüne doğru esnememeli, esnediğinde eliyle ağzını kapamalı,
c) Başkasının önüne geçmemeli,
d) Ayaklarını birbirinin üzerine atma, elini çenesine dayama, başını yere
koyma gibi yakışıksız hareketler yapmamalı.
e) Fazla konuşmamalı, başkasına da söz hakkı tanımalı.
f) ister doğru ister yalan olsun durup dururken yemin etmemeli,
g) Büyüklere yer vermeli, onlara karşı saygılı olmalıdır.
h) Gereksiz sözlerden, başkasına sövüp saymaktan, kötü konuşanlarla oturup kalkmaktan sakınmalıdır. Zira kötülerle düşüp kalkmak, onlar gibi olmak demektir. Aslında çocuk terbiye etmenin en önemli kuralı, onu kötülerle düşüp kalkmaktan uzaklaştırmaktır.
Çocuk öğretmenine karşı gelmemeli, öğretmeninin verdiği cezaya sabretmeli, ağlayıp sızlamamalıdır. Yiğit ve cesur çocuklar böyle olurlar.
Dersten sonra çocuğun bir miktar oyun oynamasına müsaade etmek gerekir. Böylece hem ders yorgunluğunu atmış ve hem de arkadaşlarıyle yürütmesi gereken davranış şeklini öğrenmiş olur. Fakat oyun fazla uzun ve yorucu olmamalıdır. Çocuk tamamen oyundan alıkonur, yalnız derse bağlanırsa anlayışsız. Sıkıntılı ve dertli olur. kendisini tam olarak derse veremediği için de zekası körelir. Hatta bu durumdan kurtulmak için çeşitli hilelere başvurur.
Çocuk altı – yedi yaşlarında temizlik ve namaza alıştırılmalı, durumu uygun olduğu zamanlar alışkanlık kazanması için Ramazan’da bazı günler oruç tutturulmalıdır. (On yaşına gelince farzları yerine getirmesi için zorlanır.)
Yavaş yavaş altın kullanmaktan ve ipek elbiseler giymekten uzaklaştırılmalı, bilmesi gereken dini hükümler kendisine öğretilmelidir.
Hırsızlık yapmak, haram giyinmek, ihanet etmek, yalan söylemek vs . gibi kötü ve çirkin hareketlerin neler olduğu kendisine öğretilmeli, buluğ (erginlik) yaşına gelince bunların neden yasaklanmış olduğunun sebepleri anlatılmalıdır.
Mesela yemek vücudun beslenmes i için bir araçtır. Yemekten asıl gaye Yüce Allah’a kulluk edebilmektir. Dünya aslı olmayan boş bir şeydir. Bir gün ölüm gelecek ve dünya hayatı sona erecektir. Dünya sadece bir duraktır. Asıl ve devamlı bulunulacak yer ahirettir. Ölüm her an insanın kapısını çalabilir. Akıllı insan, dünyada iken ahiretin azığını elde eden ve bu sayede cennetin bol nimetlerine kavuşup Allah katında mevki sahibi olan kimsedir. İşte bütün bunlar çocuğa anlatılmalıdır.
Erginlik yaşına gelen çocuk iyi terbiye edilmişse, bu sözler kendisine etki eder. Oyulan yazının taşta iz bırakması gibi, bu sözler de kalbine yerleşir ve orada iz bırakır. Fakat daha önce iyi terbiye edilmemiş , kötü söz ve kötü işlere alışmış , oyun ve eğlenceden başka bir şey düşünmemiş , istediğini yemiş , istediğini giymiş , har vurup harman savurmuş bir çocuk, duvarın kuru toprak kabul etmemesi gibi, gerçekleri kabul etmez. İlk günden çocukla ilgilenip yaşına göre terbiyesiyle meşgul olmak çok önemlidir. Zira
onun saf ve tertemiz olan kalbi hayrı da şerri de kabul etmeye elverişlidir.
Anne ve babası onu istedikleri gibi iş erler.
Peygamberimiz buyuruyor ki:
“Her çocuk (İslam) fıtratı üzerine doğar. Sonra ana-babası onu yahudi, hıristiyan veya ateşperest yaparlar.”
Sehl-i Tüsteri (R.Aleyh) diyor ki:
“Üç yaşındaydım. Dayım Muhammed Bin Suvar gece namazı kılarken onu seyrederdim. Bana “Ey oğul, seni yaratan Yüce Allah’ı anmak istemez misin?” dedi. “Ben: “Nasıl anayım?”
Bana şöyle dedi: Gece yatağa girince kalbinle üç defa de ki: “Allah benimledir, daima bana bakıyor, beni görüyor“. Birkaç gece böyle söyledim. Sonra her gece yedi kere söyle dedi. Öyle yaptım. Bir süre sonra kalbimde bunun zevkini tadmaya başladım. Aradan bir yıl geçince: “Sana söylediklerimi ömrün boyunca unutma. Seni mezara koyuncaya kadar devam et . Zira bunlar bu dünyada da ahirette de senin dayanağın olur ve elinden tutarlar” dedi. Birkaç yıl devam ettim. Kalbimdeki tatlılık gittikçe arttı. Bir gün dayım bana: “Yüce Alah kiminle olursa, kime bakar ve kimi görürse o kimse günah işlemez. Sakın günah işleme. Yüce Allah seni görüyor” dedi. Sonra beni okula verdi. O zaman kalbim değişti. “Her gün bir saatten fazla okula göndermeyin” dedim. Kur’an-ı Kerim’i öğrendim.
Daha yedi yaşındaydım. On yaşıma gelince devamlı oruç tutar, arpa ekmeği yerdim. On iki yaşına kadar böyle devam etti. On üç yaşında iken kalbime zor mesele geldi. Beni Basra’ya gönderin bu meseleyi sorayım dedim.
Gittim. Bütün âlimlerden sordum, çözemediler. Abadan şehrinde kıymetli bir zata gittim. Meseleyi sordum. Halletti. Bir süre onun yanında kaldım.
Sonra dönüp Tüster tarafına geldim. Bir akçalık arpa aldım. Orucumu arpa ekmeğiyle açardım. Arpa ekmeğinin yanında başka bir şey yemezdim.
Bir yıl bir akçe ile yetindim. Sonra üç gün üç gece bir şey yemeden oruç tutmağa başladım. Sonra bu sureyi beşgüne, bunu da başarınca yedi güne çıkardım. Bu süreyi artıra artıra öyle bir dereceye geldim ki, yirmi beş gün, yirmi beş gece hiçbir şey yemeden oruç tutmağa başladım. Yirmi yıl böyle devam ettim. Geceleri de sabaha kadar namaz kılarak geçirirdim.
Bu hikayeyi, bütün zor işlerin temelinin çocukluktan atılması gerektiğini belirtmek için anlattık.
Kaynak : Kaynak : Kimyay-ı Saadet – İmam Gazali

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder