Bir Batılı şöyle diyor:
“İnsan, Allah için yaptığı fedakârlık nisbetinde kulluk zevkini tadıyor. İnsana, Allah için kayda değer bir fedakârlık yapma hissini oruç kadar veren bir başka ibâdet düşünemiyorum. Rabbinize olan müthiş sadâkatle, “ye!” deyince yiyor, “yeme!” deyince çekiliyorsunuz. Bilhassa iftar sofrasında, her şey hazırlanırken, onun “ye!” emrini beklemenin heyecanlı zevkini tadıyorsunuz. Bu, bizim çok yabancı olduğumuz bir ulvî histir. Ancak bu güzel kulluk heyecanıyla yürekler, hakiki Allah inancını bütün haşmetiyle hissedebilir. Bizim ibâdetlerimizde hâkim olan; sathîlik, katılık, heyecansızlık ve kuruluktur. Oruçla gelen kulluk zevkini ben de yaşamak istiyorum.”(İlâhiyatçı Maienne Meier)
Dr. Helga Bühler de şunları söylüyor:
“Açlık grevi ile oruç arasındaki fark, insanın niyetidir. Oruç, pozitif ve istekli bir harekettir. Açlık grevi ise, gadaptan/öfkeden kaynaklanır. Bilindiği gibi öfke ve sinirlilik halleri mide asidi üretmekte, mide asidi ise acıkmaya sebep olmaktadır. Dolayısiyle oruçlu kişi açlık hissetmezken, diğeri büyük bir açlıkla karşı karşıyadır.”
Peygamber Efendimiz (s.a.v.) de, asırlar öncesinden bu hakikati şu mübârek sözleriyle öz olarak ifâde buyurmuşlardır: “Oruç tutunuz ki, sıhhat bulasınız.”[24]

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder