20 Mayıs 2020 Çarşamba

Hazreti Muaviye’nin Annesinin Namusluluğu ....Hazreti Muaviye'nin annesi Hazreti Hind, müslüman olmadan önce Fakihe isminde biriyle evliydi. Fakihe bir sebeple Hind’in başka birisiyle zina ettiği şüphesine kapılır. Bu söz insanlar arasında yayılır. Hind'in babası da başkaları da bunun doğru olup olmadığı hakkında tereddüde düşerler. O zamanda, bunun gibi gizli şeylerin gerçek yüzünü haber veren kimseler varmış. Bunlardan birisi de Yemen'de bulunuyormuş. Babası Hind'i de alarak, Yemen'e o adama giderler. Gidenler sadece ikisi değildir. Yanlarında başka kadınlar da vardır. Yemen'e varırlar. Adam, kadınlara teker teker bakar ve sıra Hind'e gelince: - Hakkında konuşulan kadın sensin, der. Ve şunları söyler: - Sen zina yapmadın. Sana isnat ettikleri suçtan sen uzaksın. Sen ilerde Muaviye isminde bir çocuk dünyaya getireceksin ve o çocuk hükümdar olacaktır. Bu sözleri duyan kocası Fakihe, hemen kalkar Hind'in alnından öper. Hind ise kendisine izafe edilen zina suçlamasından son derece üzülmüş olduğu için: - Benden uzak dur. Benden dünyaya gelecek olan hükümdarın babasının sen olmasını istemiyorum, dedi ve uğraşarak Fakihe'den boşandı. Bu arada, Hind'in dünyaya getireceği bir çocuğun hükümdar olacağı haberi etrafa yayılmış bulunuyordu. Bunu duyan herkes onunla evlenmeye heveslendi. Hazreti Muaviye'nin babası Ebu Süfyan Hazretleri, birçok mal ve servet vererek onu kendisi işe evlenmeye razı etti. Zaten Hind de kendisi oldukça güzel ve zengin bir kadındı. İşte bu evlilikten Hazreti Muaviye dünyaya geldi. Bilindiği gibi, Hazreti Ali'nin halifeliğinden sonra Şam'ı kendisine merkez yaparak hükümdar olmuş ve bütün İslam memleketini idare etmiştir.....Ali Eren - Dini Hikayeler

.............Rabbim nurunda feyzinde şükründe ve zikrinde son nefesimize kadar ve son nefesimiz dahil bizleri daim ve kaim eylesin.. inşaAllah...🤲🤲🤲






Kadının biri, senelerce güzel yemekler yapar.

Buna rağmen, beyinden en ufak bir takdir, bir teşekkür görmez.
Bir gün kapalı bir sahan içinde saman koyup yemeklerle birlikte sofraya koyar.
Beyi kabı açıp samanı görünce, şaşırır, kızarak;
- "Bu ne, saman yenir mi? Ben hayvan mıyım?" diye çıkışır. Hanımı der ki:
- Yıllardır nefis yemekler yapıyorum. "Beyim galiba iyiyi, kötüyü ayıramıyor. Önüne ne konsa yer" diye düşünmüştüm. Şimdi, yalnız kötüyü anladığın, iyiyi hiç anlamadığın meydana çıktı.

Kötüyü tenkit etmesini bilen, iyiyi de takdir etmekten aciz olmamalıdır! Takdirden aciz olan da, tenkitten vazgeçmelidir! Beğendiği yemekler ve hizmetler için teşekkür etmek gerektiği gibi, beğenmedikleri için de teşekkür etmek gerekir. Çünkü, beğenilmeyen yemekler için de aynı hizmeti yapmış, aynı gayreti göstermiştir. Onun için atalarımız, "An beni bir kozla da, varsın çürük çıksın!" derler. Biri, bize bir ceviz ikram etse, o da çürük çıksa, arkadaşa kızmak mı gerekir?

Yabancıya gösterilen nezaketin hiç değilse onda birini, evde karı-koca birbirine göstermelidir! Kabalık, sevgiyi köreltir, huzursuzluğa yol açar. Mesela yabancı birine (Hep aynı şeyi anlatıyorsun) diyemediğimiz halde, evimizde de hiç duymamış gibi dinleyemiyorsak, mesela (Yine aynı şeyleri mi anlatıyorsun) diyorsak, nezaketten ne kadar uzak olduğumuz anlaşılmış olur.

Evdeki mutluluk, iş yerindeki nezaketten daha mühimdir. Huzur, milyarları kazanmaktan daha önemlidir. O halde, takdir edici, nazik ve güler yüzlü olanın evinde geçimsizlik olmaz.

Peygamber efendimiz, eve gülümseyerek girer, selam verirdi. Üzüntülü de olunsa, tebessüm ihmal edilmemelidir! Çünkü "Lisan-i hal, lisan-ı kalden entaktır", yani, hareketlerimiz, sözlerimizden daha fazla tesir eder.

Görüntünün olası içeriği: bir veya daha fazla kişi ve ayakta duran insanlar

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder