Biz kullar âciziz; sonuç itibariyle hakkımızda neyin hayırlı, neyin şer olduğunu-olacağını tam olarak bilemeyiz. O bakımdan Cenab-ı Mevlâ’ya hem ibadetimizden, hem niyaz ve ilticalarımızdan vaz geçmeyeceğiz; hem de isterken; ‘şunu ver, bunu al’ demekten ziyade, “Yâ Rabbi, hakkımda / hakkımızda hayırlı olanı ver” diye dua etmeye dikkat edeceğiz. Çünkü böylesi âdaba da usûle de daha muvafık, hakkımızda da daha hayırlı olur. Bununla beraber gelene de (hoşumuza gitmese de) asla isyan üslûbiyle değil, daima rızâ ve sabır ahlâkıyla yaklaşmaya çalışacağız. “Yâ Rabbi; hiçbir söz, fiil, amel ve davranışımda rızâna muvafakattan ayırma!” diye yalvaracağız. O’nun rızâsının üzerinde bir şeyin olmadığı, olamaycağı muhakkaktır. Sabrın karşılığı da hesapsızdır. Tabiri caizse açık çek gibidir. Fâni dünyada çektiklerimizse, aynen dünyanın kendisi gibi geçicidir. Ahiretin yanında bir ‘hiç’ mesabesindedir. Bunu hiçbir zaman unutmayacağız.
Ayrıca kendinizin, çok da tahammülfersa sıkıntılar altında ve içinde olduğunuzu düşünmeyin. Milyarlarca insan, milyarlarca ayrı dert ve ıztırap var bu âlemde... Herkesin sıkıntısı kendi derecesine-mertebesine göredir. Atalarımızın tabiriyle ‘Allahu Teâla dağına göre kar verir’ mâlumunuz. Bu itibarla musibetler / sıkıntılar da insana göre değişir

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder